Âdâb-I Muâşeret – Yakup Akpınar / 2026 Mart / 160. Sayı
Hediyeleşmek, kalpten kalbe bir yol çizen; uzakları yakın eden, küskünlükleri eritip gönüllere merhamet tohumları serpen ince bir toplumsal davranışın adıdır. Hediye bazen bir adımdır, bazen bir dokunuş, bazen de hiç bilinmeyen bir yarayı saran sessiz bir iltifattır.
Efendimiz aleyhisselam bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:
“Hediyeleşin; çünkü hediye, gönülden kini söküp atar.”[1]
Allah katında bir amelin makbul olması için gerekli şartlardan biri de ihlastır. Yani bir amel, ancak Rabbin rızası gözetilerek ve kalpte hiçbir ortak bulundurmadan yapıldığında kabul görür. Bu hal, ibadeti sadece bir görev olmaktan çıkarır; kulun Rabbine bağlandığı, O’nunla ünsiyet kurduğu bir yakınlık vesilesine dönüştürür.
Hediyeleşme de bu bakımdan ihlas ile yakından ilişkilidir.
Bir kardeşimize hiçbir menfaat gözetmeden, gönlümüzden süzülen bir sevginin tezahürü olarak hediye sunmak; gözle görülmeyen fakat kalpte hissedilen sağlam bir bağ kurulmasına vesile olur. İnsanı insana yaklaştıran şey çoğu zaman hediyenin kendisi değil, arkasında yatan niyetin berraklığıdır.
Ne var ki birçok edepte olduğu gibi hediyeleşmede de gönüllülük esası vardır. Bu güzel ahlak bazen doğru yaşanmadığı için kişide derin yaralar açabilir. Örneğin, bir kimsenin manevi değeri yüksek bir eşyasını, sahibi karşısında aşırı beğenmek; gözünü o eşya üzerinde bırakacak derecede izhar etmek… Bu tavır, hediyeleşmenin ruhuna aykırıdır. Çünkü karşıdaki kişiyi, istemeden eşyasını vermeye zorlayan gizli bir baskıya dönüşebilir. Bu durumda kişi, gönlünde kıymeti büyük olan bir şeyi zoraki biçimde vermek zorunda kalabilir.
Bu tür durumlarda yapılması gereken, beğeniyi ölçülü göstermek ve eşyasının sahibi için hayır duasında bulunmaktır. Zira güzel söz ve gönülden edilen bir dua, çoğu zaman haddinden fazla beğeniden daha kıymetlidir.
Hediyeleşmede aslolan, gönülden karşıdakini düşünmek, onu menfaat gözetmeden mutlu etmeye niyet etmektir. Bazen güzel bir söz, bazen içten bir tebessüm, bazen de basit bir ipe dizilmiş boncuk taneleri bile kişiyi ziyadesiyle mutlu edebilir. Çünkü burada mutluluk vesilesi olan şey, verilen eşya değil; kişinin karşısındakine gönülden bir bağ kurma niyetidir.
Hediyeleşmede en çok gözden kaçan inceliklerden biri de tevazudur. Hediyeyi verirken övünmek, hediyeyi büyütmek veya karşıdakini mahcup edecek sözler kullanmak hediyeleşmenin ruhunu gölgeler. Oysa hediye, tevazu ile değer kazanır.
Maddi değer arttıkça çoğu zaman manevi yön aynı oranda azalır; maddi değeri düşük fakat manevi değeri yüksek bir hediye ise hedeflenen gaye olan gönül bağını çok daha sağlam şekilde kurar. Tevazu girdiği yeri yeşerten bir tohumdur; maneviyat ise maddiyatla ölçülemeyen ulvi bir değerdir.
Büyük bir erdem sayılabilecek davranışlardan biri de hediyeyi karşılıksız bırakmamaktır. Nitekim Efendimiz aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur:
“Hediye verene siz de hediye verin. Eğer verecek bir şey bulamazsanız, onun için dua edin ki hediye karşılıksız kalmasın.”[2]
Maddi olsun manevi olsun, bir hediyeyi karşılıksız bırakmamak, aslında gönülden sunulan bir dostluk teklifini karşılıksız bırakmamak demektir.
Hediyede hem veren hem de alan kişi için bir memnuniyetin gerçekleşmesi gerekir. Çünkü bazen hediye edenin hediyesi kendi gözünde çok değerli olabilir. Bizim değer ölçümüz ise hediyenin maddi karşılığı değil, hediye eden kişinin verdiği değer olmalıdır. Bu sebeple hediye, memnuniyetle karşılanmalıdır.
Niyetimiz doğrultusunda hediyeyi hediye etmek müstehab bir ibadete dönüşebilir. Ancak aynı mecliste verilen bir hediyenin, hediye edenin huzurunda başka birine hediye edilmesi kalp kırıklıklarına sebep olacaksa bundan kaçınılmalıdır. Çünkü unutulmamalıdır ki hediyeleşmede asıl ulvi gaye, gönüllerin birbirine yol bulması ve manevi bir muhabbetin tesis edilmesidir.
Son olarak kendimize şu önemli noktaları hatırlatalım: Hediye bir üstünlük kurma aracı değil, muhabbet kurma vesilesidir.
Verilen hediye hatırlatılmaz, geri alınmaz, minnet konusu yapılmaz. Alan kimse de hediyeyi küçümsemez, hafife almaz, şükürle kabul eder. Karşılık veremiyorsa hadiste zikredildiği gibi dua eder; çünkü hediye karşılıksız bırakılmaz.
Düşünelim: Bir damla mürekkebin berrak bir su dolu kaba düşmesi gözlerimiz önünde nasıl bir manzaraya yol açıyorsa, niyetimiz bozulduğunda da bilinmelidir ki hediye bir fitneye dönüşebilir; niyetimiz sahih olduğunda ise kardeşliğe dönüşür.
Belki bugün, hemen şimdi; ihlas ve tevazu ile kardeşine sunacağın küçük bir hediye, yarın kalplerde kök salacak bir muhabbetin başlangıcı olabilir. O vakit ömrünü bugünün bil ve acele et.
[1]. Tirmizî, Velâ, 6
[2]. Sünan an-Nesaî – Kitâbu’z-Zekât, Hadîs 2567



