Nebevi Aile – Halime Yılmaz / 2025 Ağustos / 153. Sayı
14.Ekran Bağımlılığının Karı Koca İlişkisine Verdiği Zararlar
Ekran bağımlılığı, teknolojik cihazların kontrol dışı, gereğinden fazla ve insana zihinsel, fiziksel, sosyal, psikolojik ve birçok anlamda zarar verecek ölçüde kullanımının sonucu ortaya çıkan bir davranış problemidir.
Ekran bağımlılığı günümüzde çocuk, kadın, erkek ve yaşlı her yaş grubundan insanın ortak sorunlarından biri haline gelmiş durumdadır. Bu bağımlılığın birçok yönden negatif sonuçları olmakla birlikte ben burada bilhassa karı koca ilişkisine verdiği zararlardan bahsedeceğim.
Öncelikle ekrandan kastımız nedir sorusunun cevabını bulalım: Ekrandan kasıt; TV, sosyal medya, internet, bilgisayar, tablet yani aklınıza gelebilecek bütün görsel temasta bulunulan cihazlardır. Bu cihazları artık hayatımızdan bütünüyle çıkarmak mümkün değildir. Ama diğer yandan evliliklere verdiği zararlar dikkate alındığında ekran bağımlılığının en az uyuşturucu bağımlılığı kadar evliliklere zarar verdiği ve çoğu insan tarafından kontrolsüz kullanıldığı aşikardır. Bu kontrolsüzlük devamında diğer zararlı bağımlılık ve alışkanlıkların kapısını açtığı da işin cabasıdır. Bazı evliliklerde erkek ya da kadın olsun eşlerin saatlerce hatta sadece yemek arası vererek ekran başında zaman geçirdiklerini duyuyor ve gözlemliyoruz. Bu oldukça vahim olan tablo, evliliklere zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda gelecek nesilleri de olumsuz anlamda etkiliyor.
TV bağımlılığı ile başlayalım:
TV ve özellikle dizi bağımlılığı bilhassa kadınlarda görülen bir rahatsızlıktır. Sabah kalktığında ilk iş, gündüz kuşağı programlarıyla güne başlayan, öğle vakti eli kolu kalkarsa diziler eşliğinde ev işlerini elinin ucuyla yapan ya da çoğu zaman onu bile erteleyen, akşam olduğunda zar zor birkaç lokma yemeği eşi ve çocuklarının önüne koymak için aceleyle mutfağa girip akşam dizisinin başına geçerek geceye kadar oturduğu koltuğa yapışıp kalan kişiler evliliklerinde nasıl mutluluğu arayabilirler? Akşama kadar maruz kaldıkları TV dizileri, gündüz kuşağı programları ve aradaki reklamlar feminizm zihniyetini nakış nakış beynine işlerken, o dizilerdeki ultra zengin ve romantik eş! Figürleri bangır bangır günah çukurlarını süslü gösterirken, bu hipnoz etkisinde kalan izleyicilerin eşlerinin kazançlarına kanaat göstermeleri, eşlerinin yardımcıları olmaları, çocuklarını sağlıklı yetiştirmeleri, mutlu bir yuvanın mimarları olmaları ne kadar mümkün olabilir? Bu insanın ekrana maruz kaldığı dakikaların süresi arttıkça zekâ seviyesi de zihinsel aktiviteleri de gerileyeceğinden ailesi ve eşinin ihtiyaçları için üretken olabilmesi hatta onları anlayabilmesi de zorlaşacaktır. Bir zaman sonra sanal dizilerin içinde sanal bir alemde gerçek hayattan koparak ailesini bile kaybedebilir. Ayrıca gündüz kuşağı programları evlilikleri gereksiz ve anlamsız göstermekte, en ufak bir problemde boşanmaya gitmenin sakıncasız olduğu mesajını verebilmektedir. Sadece bu açıdan bakıldığında bile TV bağımlılığının boşanmaları artırmaya etkisini gördüğümüzde dehşete kapılmamak elde değildir.
Sosyal medya bağımlılığını ele alalım:
Kadının da erkeğin de yakalandığı bir hastalıktır. Sürekli Instagram, Twitter, Facebook gibi sosyal medya mecralarında birinden diğerine geçiş yaparak zaman öldürme platformlarına dönüşmüştür. Oldukça tehlikeli bu hastalık elbette evliliklere büyük zararlar vermektedir. Instagram’ da “mutlu aile pozları” ile sahte mutluluklarını sergileyerek izlendikçe para kazanan insanları takip ederek onlara özenen ve kendi evliliğindeki eksikleri görünce kendisini yetersiz hisseden, bu yüzden suçluluk duygusuna kapılan, bu suçluluk duygusuyla strese giren, bu stresle baş edemeyip de eşiyle sorunlar yaşayan ve bu sebeple boşanan nice insanlar vardır. Ne acı değil mi? Bugün birçok insana sorsanız boşanmalar çoğaldı. Herkes bu konuda yeni nesli suçluyor. Ama kimse bunun arka planındaki kirli zihniyeti okuyamıyor. Sosyal medya bağımlılığının bu boşanmalara etkisini neredeyse yok sayıyor. Yok sayılacak gibi değil. Bana sorarsanız bugün gençleri boşanmaya iten, eşleri birbirinden soğutan, sihirli sözleriyle evli çiftleri “mutlu evlilik kusursuzdur. Size gösterdiğimiz şu şaşalı hayat gibi” yanılsamasına inandıran sosyal medya bağımlılığı birinci sırada geliyor. Sosyal medya bağımlılığı öyle bir zehir ki sinsi ilerliyor, kendini gizliyor ve bir o kadar da yuvalara öldürücü darbeyi bir anda indiriveriyor. Ama kimse de onu suçlamıyor. Herkes “yeni nesil sabırsız, evliliğin sorumluluğuna katlanamıyor” mazeretine sığınarak birini suçlama psikolojisiyle rahatlamanın derdine düşüyor. Halbuki sosyal medya şeytan gibidir. Vesveseyi verir, geri çekilir, o vesvese damarlarının en ücra köşesine kadar işler, uyuyan hücrelere dönüşür. Günü geldiğinde görevini yerine getirmek üzere uyanır. Bugün sadece gençlerin evliliği değil; yaşlıların evliliği de tehlike altında. Daha önce WhatsApp kullanan gençlere bile kızan büyüklerden bir kısmı Facebook sayfalarında sevgili tavlamaya başladı. Oralardan bulduğu genç kişilerle gizli ilişkiler yaşamaya başlayarak gençlere taş çıkarıyorlar. Nerede bizim örnek ve olgun büyüklerimiz? Çok eskilerde mi kaldı?
İnternet sayfalarında ya da zararlı sitelerde haram içeriklere dalan insanlara ne demeli?
İnanın bunu yapan insan sayısı az değil. Genelde hanım kardeşlerimizden eşleriyle ilgili duyduğumuz bu şikâyet evliliklere müthiş zararlar vermekte ve Allah’ ın yasakladığı haramların normalleşmesine sebep olmaktadır. Eşinin böyle bir günahına şahit olan kişi, ona bir daha güvenebilir mi? Bu hem haram hem de evliliğin temeline konulan bir dinamit hem de büyük bir sadakatsizliktir. Evlilikte güven sarsıldı mı o yuvanın temeli ağır sarsılır. Güveni sarsılan eşin, diğerini mutlu etmesi mümkün değildir.
Ekran bağımlılığın evliliğe bir diğer zararı eşlerin birbirine ve aile bireylerine karşı görevlerini aksatmasına sebep olmasıdır. Eşler birbirinden çok bağımlı olduğu ekrana vakit ayırdığı için birbirinden uzaklaşmakta ve evler otel gibi kullanılmaktadır.
Ekranda görülen ve bir Müslüman için asla örnek olamayacak figürleri farkına bile varmadan taklit etmek, onların aile yaşantısına özenmek ve normalleştirmek de işin bir diğer vahim tarafıdır. Halbuki bu figürlerin bazısı zinakar, bazısı gayri müslim, bazısı İslam düşmanı, bazısı eşcinsel, bazısı feminist, bazısı ise ateisttir. İşin bu tarafını hiç düşündünüz mü? Bu özellikteki insanlar benim nasıl örneğim olabilir?
Ekrandaki hayat gerçek hayat değildir. Sanal bir alemdir. Bu gerçeği siz kabul etmeseniz de beyniniz biliyor. Siz o sanal alemde sanal mutluluğun size yettiğini zannetseniz de beyninizi kandıramazsınız. Gerçek dünyada mutlu olmadığınızı beyniniz biliyor ve bu sebeple bilinçaltınıza bu mutsuzluk işleniyor. Bunun zaman içinde sebep olacağı birikimlerle bir gün beyniniz mutlaka tepki verecek ve dışavurumunun ağır acısını en çok siz yaşayacaksınız. Neyle mi? Mutsuzlukla. Çünkü gerçek mutluluk imkanını elinizin altındayken teptiniz. Eşinizin güven ve sevgisini kaybettiniz. Artık bunu fark ettiğinizde ise atı alan mutsuzluk hormonlarınız Üsküdar’ı çoktan geçti. Ekran karşısında kaybettiğiniz sağlığınız da işin cabası. Bunu kendinize ve evliliğinize yapmayın. İki dünyayı da kaybedersiniz.
“Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.”[1]
Bu ayeti bir de sanal alemle sükunete ermeye çalışanlar açısından ele alalım. Ayette dikkatimizi çeken bir nokta var. Rabbimiz “Kendi türünüzden” buyurmaktadır. Çünkü insan, kendi türünden olan başka bir insanla ancak sükunete erebilir. Ama kendi türüyle yetinemeyen insanlar bugün robotlarla duygusal ilişki yaşadığını iddia edip onlarla evlilik yapmayı bile planlayabiliyor. Sapkınlık yoluna giren insanoğlunun ileri düzey aşırılık semptomları, insan neslinin tehlikeye girdiği son noktaların girdabında Müslümanları endişelendirmelidir. Çünkü bizim neslimiz de bu tehlikelerden çok uzak değil. Gece gündüz robotlarla, yapay zekayla dertleşen, ağlayan, içini döken insanlar, gerçek sükunetin oldukça uzağında acı çekmekte, kendi türünden evliliklere zarar vermekte ve insanlığa kötü örnek olmaktadır. Belki de ekran bağımlılığının en çok bu yöndeki zararı konuşulmalıdır. Çünkü kendi türümüzle sükunete erme fizyoloji ve psikolojimiz alt üst edilmekte ve işin ucu çok tehlikeli ve korkunç sonuçlara sebep olacak bir yolda ilerlemektedir.
Rabbim bizleri ve neslimizi fıtrata uygun sükûnet arayışı içinde olup fıtrat dışı arzulara karşı hikmet ve ferasetli olanlardan eylesin. Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
[1]. Rum, 21

