Nebevi Aile – Halime Yılmaz / 2026 Mart / 160. Sayı
Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salat ve selam Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun güzide ailesi ve ashabına olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, hidayeti ve inayeti tüm Müslüman kardeşlerimin üzerine olsun.
21. Eşine Saygı Duymayı Öğren!
Aslında insanın saygısını en çok hak edenler, ona en çok emek verenler, onu herkesten çok sevenlerdir. Ama maalesef bu, bizde tersine işlemektedir. İnsanların geneli kendisini çok seven ve ona çok emek verenlere saygı duymak yerine daha az seven ve daha az emek verenlere saygı duymaktadır. Bu acayip durum da ailedeki doğal işleyişi olumsuz etkilemektedir.
Şu hayatta saygınızı en çok hak edenlerden biri de eşinizdir. Hatta saygı duymanız gerekenlerin listesini tutsaydık bu listenin başlarında eşler gelirdi. Hele ki bu, bir kadın ise kocası onun için listenin en başındadır.
Hz. Aişe’den rivayetle, Hz. Aişe: “Ya Rasûlallah! İnsanlar içerisinde kadın üzerinden en fazla hak sahibi kimdir?”
Peygamberimiz buyurdu ki: “Kadın üzerinde en fazla hak sahibi kocasıdır.”
Hz. Aişe: “İnsanlar içerisinde erkek üzerinde en fazla hak sahibi kimdir?”
Peygamberimiz buyurdu ki: “Erkek üzerinde en fazla hak sahibi annesidir.”[1]
Hanımının Allah katında belirlenmiş haklarını gözeten, evinin maişetini helal yollardan kazanan, hanımına adaletli ve sevgiyle yaklaşan, onu Allah’ın emaneti olarak gören bir kocaya saygı duymak, Müslüman kadının en önemli görevlerinden biridir. Hatta Müslüman bir kadının bu ameli, olması gereken diğer birkaç Allah’ın emriyle birlikte yerine getirilirse onu cennete bile taşıyabilir.
“Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur ve kocasına itaat ederse, dilerse cennetin kapılarından herhangi birinden girsin.”[2]
İslam’ın Müslüman kadından beklediği zaten yapması gereken üç farz; namaz, oruç ve iffetini korumaya ek olarak kocasına İslam’ın emirlerine ters olmayan konularda itaat etmesidir. Hadise göre bunları yapan Müslüman kadın cennete dilediği kapıdan girecektir. Bu çok büyük bir müjde değil mi? Tam hikmetini en iyi Allah bilir ama hikmetlerinden biri de şudur: Kadının farz olan birtakım emirlerle birlikte eşine itaat etmesi ve bunu içinden gelerek yapması aile düzenini korumaya ve eşlerin uzun soluklu evliliklerde birbirine saygı duymaya devam etmesini sağlamaya yönelik oldukça yerinde ve faydalı bir emirdir. Günümüz feminist bakış açısıyla bazı kadınların anlamakta zorlandığı bu durum, aslında kadının fıtratına uygun ve onu, gereksiz yükleri üzerinde taşımamaya davet eden naif bir pozitif ayrımcılıktır. Evet, yanlış okumadınız. Kocaya itaat, işlerin sonunu ona havale etmenin, kafayı daha naif, incelikli ve kadına yakışır işlerde yormanın rahatlığıdır. Bunu pozitif ayrımcılık olarak gören kadının rahatlığı, her şeye kendi karar vermek zorunda kalan ve son sözü söylerken aldığı kararın sorumluluk ve ağırlığının altında ezilen kadında yoktur. Burada yanlış anlaşılan bir nokta vardır.
Hadiste sayılan özelliklere sahip bir kadının kocası da onun kendisine duyduğu bu saygıyı takdir ederek ona saygı duyduğunu göstermelidir ki kadının kendisine duyduğu saygıyı artırsın. Böylece karı koca evli olduğu süre boyunca saygının eksilmediği cennet gibi bir yuva yaşasınlar.
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi kadın daha hayırlıdır?” diye sorulunca
“Kocası bakınca onu mutlu eden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!” diye cevap verdi.” [3]
Kocaya saygı duymanın göstergelerinden bir diğeri de onun malını çarçur etmeden harcamak, onun yatağını çocuklarını, malını ve eşyalarını korumaktır. Korumak derken sadece bir kelimeden bahsetmiyorum. Gerçek bir korumadan bahsediyorum. Bazı kadınlar kocalarının malını koruduğunu zannederken aslında korumuyorlar. Kocanın malını korumak nedir? Onun malını korumak, parasını olur olmadık ihtiyaç olmayan şeyler için harcamada kullanmamaktır. Burada ölçümüz, ihtiyaç kadarını almak, gerisini bırakmaktır. Aksi halde ev için bile olsa gereksiz yapılan harcamalardan hesaba çekileceğinizi unutmayın. Onun malını korumak, aldığınız eşyaları hor kullanmamaktır. Evet, çoğu kadının umursamadığı ama kocanın malını korumaya dahil olan noktalardan biri de budur. Bu konuda aşırıya kaçıp aşırı korumacı olmayın elbette. Ama sanki sizin malınız değilmiş gibi umursamadan hor kullanmanın da bir hesabının olduğunu unutmadan hareket edin. Kocanın yatağını korumak ise Müslüman kadının iffetini korumasıdır. Bu zaten Müslüman kadının dini ve imanının gereklerinden biridir. Müslüman kadın bunu Allah için yapmak zorundadır. Diğer taraftan kocaya saygı duymayı da içine alan bir durumdur.
Kocaya saygı çerçevesinde olan bir diğer nokta da onun meşru dairede ihtiyaçlarını gidermektir. Yanına çağırdığında önemli bir gerekçen olmadığı sürece davetine güzellikle ve isteyerek icabet etmek, kocaya duyulan saygıdan ileri gelir. Çünkü kocanın cinsel ihtiyacının karşılanması, gözünün harama kaymaması, ertesi günün sorumluluklarını daha rahat kaldırmaya hazırlanması, kendini değerli hissetmesi gibi sebeplerden ötürü oldukça elzemdir. İddia ediyorum ki evlilikte cima, o evliliğin en önemli direği ve dinamiğidir. Hatta yüzde yetmiş evliliği besleyen bir besindir. Evlilik cima olmadan çok eksik kalır. Hele erkek için bu, neredeyse hayati önem taşır diyebiliriz. İşte böylesine hassas olan bir konuda kadın kocasının bu konudaki isteklerine gereksiz yere hayır derse ya da bu isteklerini alaya alırsa veya ona isteklerini yerine getirmesi için şantaj malzemesi olarak kullanırsa o evlilikte saygı kalmaz. Çünkü erkeğin en hassas olduğu konulardan birini kadın kullanmaktadır. Dolayısıyla bu erkeğin hanımına saygı duymasını beklemek zordur. Kocanın bu konudaki ihtiyaçları karşılanmazsa o agresif, öfkeli, tepkili ve eşinden soğuyan bir pozisyona geçip hanımına tavır alabilir. Bu da saygıyı kırar.
“Kadın geceyi kocasının yatağını terk ederek geçirirse, melekler sabaha kadar ona lânet ederler.”[4]
Bir başka rivayete göre de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir erkek karısını yatağa çağırır da kadın gelmezse, kocası ondan memnun olana kadar Kâinatın Sahibi o kadına lânet eder.”[5]
Ebû Ali Talk İbni Ali’den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir koca karısına ihtiyaç duyup da onu yanına çağırdığında, kadın ocak başında bile olsa, hemen kocasının yanına gelsin.”[6]
Hiç düşündünüz mü? Neden kadın ocak başında iş güç yaparken koca çağırdığında yanına gitmeli diye. Çünkü erkeğin bu ihtiyacı geldiğinde şeytan onu çok yorar. Gözü harama kayabilir. Kaymasa bile nefsi çok yorulur. Şeytan onu zamanla eşinden soğutabilir. İslam’ da karı kocanın birbirinden soğuması kadar kötü bir şey yoktur. O yüzden bu iş bu kadar önemseniyor. Bazı kadınların ağzından bu konuda erkeklerin fıtratı olan bu konu hakkında ileri geri sözler çıkabiliyor. Onlara hatırlatmamız şudur. Bu erkeğin fıtratıdır. Sana düşen bunu kabul etmek, bu konuda ona saygı duymak ve bunu bir salih amel görerek Allah’ ın rızasını isteyerek yerine getirmektir.
Peki kocalar kadınlara hangi konularda saygı duymalıdır?
Öncelikle yüz yüze veya ekranlarda harama bakmayarak saygı duymaya başlarlar. Bu, zaten mümin bir erkeğin kulluk görevlerinden biridir. Ama aynı zamanda hanımının ona duyduğu saygıyı artırır. Kocasını, başka kadın yanından geçerken ya da ekranlarda bir kadın çıktığında kafasını yere eğerken gören bir kadının kocasına duyduğu saygı büyük olur. Müslüman erkek hem Allah’ı razı etmek hem de hanımının saygısını kazanmak istiyorsa gizlide de açıkta da harama bakmayacaktır. Açıkta haramdan yüz çevirmek kolay. Önemli olan gizlide Allah’tan korkmaktır. Ama açıkta dikkat ettiği halde gizlide harama bakarsa bir koca, şunu bilmelidir ki bu haramın ahirette bir bedeli olacağı gibi dünyada da bir bedeli vardır. Dünyevi bedellerinden biri, eşinde ve çocuklarında ya da yuvasında ortaya çıkan huysuzluklar ve beklenmedik birtakım imtihanlardır. Ayrıca bir insan gizlide günaha alışırsa mutlaka bir gün falso verecek ve yaptıkları açığa çıktığında eşinin saygısını tamamen kaybedecektir. O yüzden gizli ve açık günahlardan yüz çevirmek kocanın en önemli vazifelerindendir.
Kadınların hayız günleri de çoğu zaman farkına varılmayan ve kadınların saygı beklediği ve zorlandıkları durumlardan biridir. Hayız dönemleri, kadınların doğurganlıklarının bir sonucu olarak her ay Allah tarafından yaşadıkları sancılı, duygusal ve zorlu dönemlerinden biridir. Hormonal değişikliklerle birlikte fiziksel ve ruhsal olarak kadınlar birtakım çalkantılar yaşarlar. Normal zamana göre daha duygusal, daha kırılgan, daha alıngan, daha öfkeli olabilirler. Üstüne bir de namaz kılamadıkları, oruç tutamadıkları ve Kur’an’a dokunamadıkları bir dönem olduğu için manevi olarak da daha zayıf olurlar. Bu dönemlerde kocalara düşen, kadınların bu dönemlerini araştırıp kabullenmeleri, onlara karşı daha anlayışlı olmaları, duygusal olarak onları desteklemeleri, fiziksel anlamda masaja ihtiyaç hissettiklerinde masaj yapmaları, onlara dünyanın en değerli kadını hissini vermeleridir. Rabbimiz bu dönemle ilgili şöyle buyurmaktadır:
“Sana kadınların âdet dönemi hakkında soru soruyorlar. De ki: O sıkıntılı bir haldir…” [7]
Rabbimiz, kadınların her ay yaşadıkları bu dönemi “eziyet, sıkıntı” olarak tarif ediyorsa kocaların da bu dönemle ilgili “Her ay her ay bıktık” dememeleri ve hanımlarına her ay bu dönemlerinde saygı duyarak destek olmaları gerekir. Ayrıca kocalar unutmamalıdır ki kadınlar her ay yaşadıkları bu döngü vesilesiyle doğurgan olabilmektedir. Allah’ın erkeklere vermediği doğurganlığın ve kadın olmanın doğal bir sonucu olan hayız dönemine saygı duymak, kadının kocasına duyduğu saygıyı artırır.
Karı koca birbirinin düşüncelerine, sınırlarına da saygı duymalıdır. Biri düşüncesini söylediğinde diğeri onu küçümsemeden sonuna kadar dinlemeli, hoşlanmadığı şeyler varsa onu güzelce söylemelidir. Asla eşini düşünceleri sebebiyle kimse küçümsememelidir. Aksi halde o evlilikte saygı kalmaz. Çünkü insan, düşüncelerine yapılan saygısızlığı kendine yapılan saygısızlık olarak görür ve saygısızlık yapana karşı istemsiz bir tepki geliştirir. Ayrıca herkesin kendine has sınırları vardır. Kendine has hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeyler vardır. Kimse eşinin hoşlanmadığı şeyleri bilerek yapmakta ısrarcı olmamalıdır. Aksi halde bu, diğer eşte kendisine saygısızlık yapıldığı hissini uyandırır. Eşler birbirinin hoşlandığı şeyler konusunda da küçümseyici olmamalı ve saygı duymalıdır ki o yuva şen şakrak olsun.
[1]. Hâkim, El Müstedrek, Kitabu El Birri ve’s Sıla, c. 4, s. 167, Hadis no: 5/7244
Bu hadis Müstedrek ve Bezzar’da iki farklı senetle gelmiştir. El Münziri “Fit Terğib”de Bezzar’daki isnadının hasen olduğunu bildirmiştir.
[2]. İbn Hanbel, Müsned, 1661; İbn Hibban Sahih, 4163; Taberânî, Evsat, 4715
[3]. Nesâî, Nikâh 14, (6,68)
[4]. Buhârî, Nikâh 85; Müslim, Nikâh 120
[5]. Müslim, Nikâh 121
[6]. Tirmizi, Radâ 10; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübra, İşretü’n-nisa bâbı
[7]. Bakara, 222



