Fotoğrafların Dili – İmran Kılıç Sevim / 2026 Mart / 160. Sayı
“Fotoğrafın Dili” başlıklı yazımızda bu defa hepimizin her yıl duyduğu “Nerede o eski Ramazanlar?” sorusuna cevap vermeye çalışacağım. Rabbim muvaffak eylesin. Dilimizdeki düğümleri çözsün, sözümüzü anlaşılır, kalplere dokunur kılsın.
Küçücük bir çocuktum bu soruyu ilk duyduğumda. ‘Nerede o eski Ramazanlar?’ O zamanlar anlayamamıştım. Ramazan ayı bir yere mi gitmişti. Oysa herkes teravih namazları, oruçlarla biliyordu Ramazan Ayı’nın geldiğini. Cami minarelerine asılı ‘Hoş Geldin On Bir Ayın Sultanı’ yazılı mahyaları görüyorduk hep. Sultan… Çok düşünmüştüm acaba mahallemize bir sultan gelse onu nasıl karşılardık? Her sokağı süsler, ucu görünmeyen sofralar kurar, en güzel elbiselerimizi giyerdik belki. Evimizde, sokaklarımızda tüm sosyal alanlarda asayiş berkemal. Hiçbir problem hatta pürüzün olmadığı kusursuz bir görüntü oluşurdu. Peki madem Ramazan Ayı diğer ayların sultanı o halde neden onu sadece teravih, oruç ve mukabele ile sınırlı tuttuk? Tıpkı bir sultanın mahalleye gelişinde onu kusursuz karşılama heyecan ve iştiyakımız ayların sultanı olan Ramazan-ı Şerif’i karşılama ile aynı değil? Belki de tüm sorularımızın cevabı burada. Zafiyet…
Çocuklarımıza Ramazan heyecanını doruklarda yaşatmalıyız. Ramazan’ı evlerimizin odalarını, sokaklarımızı süsleyerek karşılamalı, çocuklarımıza Ramazan şuurunu ve sevgisini kazandırmak için helal olan her yolu denemeliyiz. Şuan o eski Ramazan’lar nerede diye soruyorsak; sorumuzun cevabı çocuklarımızda gizli; umutlu, masum ve inanç dolu sevgi ile beklemek ve karşılamak.
Sahurlarımız, iftarlarımız yemek şölenine dönüşmemeli elbette. Bu ayın hikmetlerini tam anlamıyla idrak ederek yaşamalı ve sonunda –inşaallah- cehennemden azad olup razı olunmuş bir şekilde cennete Reyyan kapısından girmeliyiz. Sehl İbni Sa’d’dan radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.”
Kadrajın bir kenarında eski Ramazan’ı arayan bizler varken diğer kenarında kendilerine yapılan zulmün, işkencenin her türlüsüne nefes alıp verinceye kadar bile ara verilmeyen kardeşlerimiz var. Sanki henüz birkaç saat önce ayaklarını kaybetmemişti şu çocuk. Daha dün evlenmişken bugün enkaz altında sadece kanlı gelinliğini bulabilen şu adam sanki kaybetmedi sevdiğini. Şu adama bakın! Birkaç yıl öncesinde kumsalda çocuklarıyla kumdan kale yapıyordu. Geçen hafta ise evinin enkazındaki kumları eleyerek çocuklarının ve eşinin geriye kalan kemiklerini bulmaya çalışıyordu. Hala devam ederek verilen şehitler, yaralılar… Tıpkı bundan önceki yıllarda Gazze ve başka beldelerde olduğu gibi. Ramazan tüm alem-i İslam için Allah’ın nasip ettiği kurtuluş vesilesi olan bir nimet, bir rızık değil mi? Öyleyse ne, ne dediği ne yaptığı belli olmayan ABD ne artık sayısını bile bilmediğimiz çoklukta kardeşlerimizi kadın-erkek, yaşlı-genç, çocuk-bebek demeden şehit eden işgalci İsrail ne de camileri ahıra çevirip namazı, orucu, sakal bırakmayı, kısacası İslam adına olan her şeyi yasaklayıp insanları açık hava hapishanesinde türlü işkencelerle mahkûm eden Çin, Ramazan sevincimize engel olmamalı. Olmayacak! Onlar bizi ve bizden olanları şehit ettikçe bizler toprağa gömülen tohum misali başaklar vereceğiz. Çünkü; onların davası yaşlanıp yok olmaya mahkûm. “…Şüphesiz ki batıl her zaman yok olucudur.” (İsra, 81) Öyle ya! Ne demişti şehit Şeyh Ahmed Yasin; “Dünyada hiçbir güç kalıcı değildir.” Duamız, temennimiz onların, bizlerin eliyle yok edilmesi ve yeniden İslam yurdu olarak fethedilmesidir. Vakit küllerden doğup güllere dönme vaktidir. Her an, her saniye… Gazze’den ve diğer mazlum coğrafyalardan her şeye rağmen Ramazan’ın sevincini görüyoruz. İşte tam da bu resimler imanın, umudun, sebatın ve tevekkülün göstergesidir. Ömrü saniyeler kadar kısıtlı, bir kelebek kadar ömrü olmayan nice yavrularımıza rağmen hem de. Onların yaşadıkları imtihanın zerresine tabi olmamıza rağmen biz aynı sevinci evlerimize getiremiyorsak bu büyük bir eksikliktir. İmanın, umudun, sebatın ve tevekkülün eksikliği. Bu eksiklikler tamam olduğu vakit “Nerede o eski Ramazanlar?” sorusunun cevabı “İşte burada o eski Ramazanlar” olacaktır.
Ramazan ve bayram her daim mübarektir. Soykırım içinde de olsa! Tüm alem-i İslam’ın Ramazan Bayramı mübarek olsun



