Fotoğrafların Dili – İmran Kılıç Sevim / 2026 Haziran / 163. Sayı

Es selamü aleyküm ve rahmetullah. Hamd alemlerin Rabbi, Hakim’i, Melik’i, İlah’ı olan Allah’a azze ve celle, O’nun selamı tüm Nebi’lerin, Rasûllerin, ulemanın ve alem-i İslam’ın üzerine olsun. “Fotoğrafın Dili” başlıklı yazımızda bu defa “Tevekkül edene Allah kâfidir.”[1]ayetinin can bulmuş hali olan Gazze’nin genç, yüreği aşk dolu evlatlarından bahsetmeye çalışacağım. Rabbim muvaffak eylesin. Dilimizdeki düğümleri çözsün, sözümüzü anlaşılır, kalplere dokunur kılsın.

Biz Gazze’nin genç direnişçileri!  Hepimiz göğsünde dolu bir iman ve tevekkül taşır. Öyle ki şehadete tutkuyla bağlıyız. Yol arkadaşlarımız, kader ortaklarımız, gözümüzün bebeği eşlerimiz de aynı sevdaya ortak. Kalpten kalbe akan, inci inci dizilen sevdaların hikayesi hep böyle başlar Gazze’de. “Evin var mı? İşin var mı? Kızıma bakabilecek misin? Eğitimin nedir?” diye sorulmaz buralarda. “Gazze için, vatan toprağımız için ne feda ettin?” diye sorulur. Ben iki bacağımı feda ettim. Başka yerde olsa kimse kızını münasip görmez bana belki. Ama burası Gazze! Ödenmiş bedellerin, dökülen kanların sorulacak hesapların şehri. Hatunlarımızdan çeyiz beklemeyiz biz. Onların kalplerindeki iman ve davanın şuuru çeyizleridir. Hatunlarımız mehir beklemez bizden. Bu toprağın her karışına dökülmüş kanlarımız mehirleridir. Onlar bize Rabb’imizin “Göz aydınlığı olacak eşler”[2]nasip etmesindendir. Ahirette el ele Resulullah’ın yanına koşmaya iman ve bu makama ulaşana kadar cihad etmek temennisiyle elbette. Zaten hayat; iman ve cihad değil miydi?

Çoğunun haberi olmaz burada yaşananlardan. Medyaya görünen sadece buz dağının bir kısmı. Mutluluğumuzda, hüznümüzde, direnişimizde gördüklerinizden çok daha fazlası. Anı yaşamak tam da bizim işimiz. Bağlı kalmadan. Çünkü bağlı kalacak kadar vaktimiz yok. Şehit olduğunda bir kardeşimiz hemen bekletmeksizin Gazze’nin zeytinlerinin kök saldığı, nice Peygamberlerin ayak bastığı bu mukaddes toprağın bağrına sararız. Şuan onlarca kardeşimle birlikte toplu düğünümüz var. Henüz düğün başlamadan birkaç dakika önce geldik şehitlerimizin gömmekten. Misafirlerimiz arasında kanı toprağa düşmemiş bir yakını olan kimse yok. Ayrıca içimizde her şeyini hazırlamış düğüne gelirken yolda şehit edilenler de var. Onların sevdası da vuslatı da en güzel buluşma yeri olan ahirete kaldı. Varsın sevinçler başka bahara kalsın. Madem ölüm tek bir defa gelecek; o da neden Allah için olmasın? Yapılan hiçbir şey bizi yıldıramaz, kalbimizdeki “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz üstün gelecek olan sizsiniz.”[3]inancını sarsamaz.

Onlar sanıyorlar ki; Seni susturunca, hakikat de susacak. Seni durdurunca, zaman da duracak. Seni unutturunca, gelecek de unutacak. Oysa sen; Bir tohum gibi toprağa düşeceksin, Bir rüzgâr gibi dağlara eseceksin, Bir nur gibi karanlığı delip geçeceksin. Onlar yenilecekler, sen kazanacaksın. Çünkü sen, ölümü öldüren bir muştunun elçisisin. Çünkü sen, bitmeyen bir şafağın müjdecisisin.

Bizler Gazze’nin genç yiğitleri! Dünya’nın ancak bir oyalanma, imtihan yeri olduğuna iman ettik. Küçücük çocukların gözlerindeki korkuda gördük, bağrına basmaya kıyamadığı evladını kaybedip yıllar sonra toplu mezarda kafatasını bulup diş şekillerinden evladını tespit eden annenin “elhamdülillah buldum” sevincinde bildik. Hanzala bin Ebu Amir gibi evlendiği günün sabahına gusül alamadan şehit olan kardeşlerimizde hissettik. Mus’ab Bin Umeyr gibi saracak bir parça kefen bulamayıp öylece gömdüğümüz şehitlerimizde anladık.

Feda ettiğimiz her bir şeyin, Allah yolunda feda edildikçe bizi yükselttiğine şahit olduk. Ben bacaklarımı feda ettim. Vallahi yine olsa yine feda ederim.

Bildik ki feda ettiğin kadar varsın.  Kanımız oluk oluk da aksa Var ol sen ey Mescid-i Aksa    “Mukaddes Filistin topraklarında sevdasına kavuşmuş ve toprağa atılan tohum misali sevinci başka bahara kalmış tüm kardeşlerimiz adına…”


[1]. Talak, 3

[2]. Furkan, 74

[3]. Âl-i İmran, 139