Gündem Analiz – Muhammed Eyüp / 2026 Mart / 160. Sayı

Afganistan’da ABD öncülüğündeki Haçlı işgalinin sona erdiği ve İslam Emirliği yönetiminin yeniden tesis edildiği Ağustos 2021 tarihi, tüm İslam alemi için büyük bir zafer niteliğindeydi.

Bu zaferin ardından İslam aleminde iki kesimin oluştuğuna şahitlik ettik:

– İslam Emirliği’nin zaferi ve Haçlı ordularının hezimetiyle sevinen ve ferahlayan mü’minler. Bunlar genel olarak samimi Müslüman halk kitlelerinden, İslami kesimlerden ve kalbinde Müslümanlara karşı garez ve hastalık bulunmayan kimselerden müteşekkildi.

– İslam Emirliği’nin zaferinden nefret eden, onlara karşı kin ve haset duyan, 20 senelik işgal sürecindeki planlarının altüst olmasından rahatsızlık hisseden kesimler. Bunlar genel olarak, İslam topraklarında yaşayan dinsiz ve din düşmanı kesimlerden, dış destekli kukla idarecilerden ve tağuti rejimlerden oluşuyordu.

İşte bu şekilde İslam alemi bir kez daha iki kesime ayrılmış bulundu. İçerisinde hiçbir nifak bulunmayan iman ehli ve içerisinde iman bulunmayan nifak ehli. İman ehli sürekli olarak Afganistan’daki Müslümanları desteklemeye gayret ederken, nifak ehli ise bu İslami yönetimi baltalamaya, onun aleyhinde propagandalar yapmaya, onun düşmanlarını barındırmaya ve ona karşı kafirlerle iş birliği yapmaya devam etti. Özellikle İslam alemindeki rejimler, Afganistan İslam Emirliği aleyhinde tuzaklar kurdular, onu dışlayıp izole etmeye çalıştılar. ABD ve küresel küfür sistemi izin vermediği için Afganistan’ı diplomatik olarak tanımaktan bile kaçındılar. Her fırsatta bağımsızlık ve özgürlük naraları atan bu zevat, bağımsız bir İslami düzene tahammül edemedi.

İslam Emirliği’ne karşı şiddetle muhalif olan kesimlerin başında hiç şüphesiz Pakistan’daki ordu ve istihbarat tarafından yönetilen rejim geliyor. Bu rejim, tıpkı 2001 yılındaki işgalin başından bu yana olduğu gibi, son 5 senede de ABD ile iş birliği yapmaya ve Müslümanlara yönelik iğrenç baskılarına devam etti. Pakistan rejimi 20 yıllık işgal sürecinde hava sahasını ve topraklarını ABD’ye açmış, Amerikan askerlerine üsler tesis etmiş, NATO ikmal konvoylarını korumuş, ABD’nin nam ve hesabına çalışmış, ABD’nin rızası için Müslümanlara karşı fiilen savaşmıştı.

Pakistan rejimi, söz konusu savaşını 2021 sonrasında da devam ettirdi. Özellikle Başbakan İmran Han’ın devrilmesinin ardından ordu ve istihbarat ülkenin dizginlerini tamamen eline geçirdi ve ABD adına Afganistan İslam Emirliği’ne karşı bir vekalet savaşı sürdürmeye devam etti. Afganistan’ın sınır köylerini bombaladı, gece yarıları insanların evlerini başlarına yıktı, başkent Kabil’e dahi saldırmaktan çekinmedi. Camileri, medreseleri, hastaneleri vurdu. Bu saldırılardan Türkiye’deki Müslümanların yardımlarıyla inşa edilen merkezler bile nasibini aldı. 2024 yılının mayıs ayında, Afganistan’ın doğusundaki Paktiya vilayetinde İyiliğe Çağrı Uluslararası İnsani Yardım Derneği tarafından inşa edilen bir sağlık merkezi Pakistan ordusu tarafından hedef alınarak bombalandı. Sağlık tesisinin içinde bulunan mescidde ciddi maddi hasar meydana geldi.

Pakistan rejiminin 5 yıllık süre zarfında düzenlediği bu saldırılarda onlarca Afgan sivil şehid oldu, binlercesi yaralandı, on binlercesi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Pakistan ayrıca, İslam Emirliği’ne baskı uygulama amacıyla, onlarca yıldır Pakistan kontrolündeki topraklarda yaşayan Afganları da sınır dışı etmeye başladı. Birkaç milyon Afgan, hiçbir hürmet gösterilmeden sınır dışı edildi, onlarca senedir yaşadığı evlerini terk etti. Aslında bu insanların sürüldüğü topraklar, kendilerinin ve atalarının yüzlerce senedir yaşadığı topraklardı. İngilizlerin işgali sonrasında bölgeye “Durand Hattı” adıyla bir sınır çizilmiş, bu topraklar parçalanmıştı. Afgan siviller, yıllar içerisinde sınırın her iki tarafında da yaşamış, Sovyet ve ABD işgallerinin ardından göçler yaşanmıştı. Pakistan sadece Afganları değil, yıllar içerisinde Çin zulmünden kaçarak Afgan topraklarını vatan edinen, ardından Pakistan’a gitmek zorunda kalan Uygurları da böyle sınır dışı etti. Bu zulüm süreci, çoğu kadın ve çocuk birkaç milyon insanı zor şartlarda yollara döktü.

Saldırıların özellikle ABD’nin son aylarda Afganistan İslam Emirliği’ne yönelik baskılarını artırmaya çalıştığı bir dönemde gelmesi dikkat çekti. ABD Başkanı Donald Trump, Afganistan’daki Bagram Üssü’nü işgal etmek istediğini, ayrıca 2021’deki hezimet sürecinde geride kalan silahları da geri istediğini belirtmişti. Afganistan İslam Emirliği ise bu talebi şiddetle reddetmiş, gerekirse ABD ile yeniden savaşılacağı uyarısında bulunmuştu. Pakistan rejiminin saldırılarının bu gelişmeler üzerine gerçekleşmesi dikkat çekti.

Ayrıca, ifşa edilen son belgelerde, 2025 yılının Mayıs ayında Pakistan rejiminin ABD’de gerçekleştirdiği lobi faaliyetinin detayları da yer aldı.  Buna göre Pakistan rejimi ABD’ye “Afganistan’dan çekildiği sırada ülkede kalan askeri ekipmanlarını geri alması için” yardım teklif etti.  Belgede şu ifadeler yer alıyordu:

“Pakistan, ABD ile terörle mücadelede iş birliği konusundaki kararlılığını iki katına çıkarmaya hazırlanmaktadır. (…) Pakistan, Afganistan’da bırakılan ve şu anda Pakistan’ı istikrarsızlaştırmak için kullanılan ABD askeri silah ve teçhizatının geri alınmasına yardımcı olmaya hazırdır. Pakistan, terör saldırılarıyla Pakistan’da bir Taliban rejimi kurmayı amaçlayan ve (…) ABD için potansiyel bir tehdit olarak belirtilen Pakistan Talibanı’na karşı daha fazla ABD iş birliği istemektedir.”

Son olarak Pakistan rejimi şubat ayı sonlarında Afganistan’da yeniden saldırılar düzenleyerek onlarca sivili şehid etti. Afganistan İslam Emirliği’ne yönelik küstah tehditlerine devam etti.

Pakistan rejiminin Afganistan’daki politikası oldukça açık. Ordu ve istihbarat güdümündeki bu rejim, ABD’li ve diğer Batılı dostlarıyla birlikte Afganistan İslam Emirliği’ni kuşatmak, boğmak ve dizleri üzerine çökertmek istiyor. Bununla birlikte bölgedeki eski konumuna yeniden erişmeyi, Afganistan’da bir istikrarsızlık oluşturarak bu durumu istismar etmeyi gaye ediniyor. Bu şekilde Batı’dan destek alarak krizdeki ekonomisini toparlamak, daha doğrusu ülkeyi yöneten generallerin kasalarını doldurmak istiyor. Geçmişten bugüne Pakistan rejimi maalesef bu mantıktan öteye gidememiş durumda. 2001’den sonra hiçbir suçu olmayan yüzlerce yabancı Müslümanı tutuklayan ve Guantanamo’ya gönderilmek üzere para karşılığında ABD’ye satan da aynı rejimdi. Bu rejim, halen ABD’de işkence dolu bir hapis hayatı yaşayan Dr. Afiye Sıddıki’yi de satmıştı. Halen Dr. Sıddıki’nin özgürlüğüne kavuşması için hiçbir şey yapmayan rejim de bu rejimdir. Bu rejimin Afganistan İslam Emirliği’ni yok etmek için yüzlerce sivili katletmesine şaşırmamak gerekir.

Asıl şaşırılması gereken, halen bu rejimden medet ummaya, onu “İslami” göstermeye ve Müslümanların gözünü boyamaya çalışan kesimlerdir.

Allah azze ve celle bizlere hakkı hak bilip ona uymayı, batılı batıl bilip ondan sakınmayı nasip eylesin.