Fotoğrafların Dili – İmran Kılıç Sevim / 2026 Nisan / 161. Sayı
Es selamü aleyküm ve rahmetullah. Hamd alemlerin Rabbi, Hakim’i, Melik’i, İlah’ı olan Allah’a azze ve celle, O’nun selamı tüm Nebi’lerin, Rasûl’lerin, ulemanın ve alem-i İslam’ın üzerine olsun. “Fotoğrafın Dili” başlıklı yazımızın bu sayısında sözsüz, kalpten kalbe akan bir davetten, S’umud Filosu’nun yalnızca Filistin halkı için değil vicdanı olan herkes için bir umut oluşundan bahsedeceğim. Rabbim muvaffak eylesin. Dilimizdeki düğümleri çözsün, sözümüzü anlaşılır, kalplere dokunur kılsın.
Ben Gazeteci Robert Martin. Filistin hakkında her zaman batı medyasının verdiği haberlere, onların topraklarını sattıklarına, İsrail halkına zulmedip, aldıkları esirlere çok kötü davrandıklarına inanmıştım. İslam’ın tam aksi yönünde bir inanışa sahiptim. Çünkü merhametli dedikleri tanrı kendi kullarına bu kadar zulmediyor olamazdı. Demek ki İslam dininde yanlış giden bir şeyler vardı. 2014 yılında Filistinli birisiyle tanıştım. İşte o tanışma dünyam ve ahiretim için yeni bir başlangıç olmuştu. Ona Filistinliler hakkında ne söylesem reddedip aksi şeyler söylüyordu. Ya benim bildiğim her şey kocaman bir yalan yumağıydı, ya da o kendi milletine söz söyletmemek için artarda yalanlar diziyordu.
Gazeteci olmam hasebiyle haberi, bilgiyi en doğru şekilde aktarmam gerekiyordu. 2016 yılında yaptığım yoğun sistematik çalışmalar neticesinde kendimce bir karar alıp ilk Filistin yolculuğuma çıkmıştım. Gördüklerim ajansta duyduklarımın tam aksiydi. İşte o an Filistin hakkında yanıldığımı anladım. İslam ve Müslümanlar hakkında yanlış yönlendirilmiştim. Bir yandan geriye dönüp baktığımda, bu kadar uzun süre cehaleti içimde taşıdığım için derin bir üzüntü ve utanç duyuyor, öte yandan bu masum tertemiz insanlara yaşatılan zulümden dolayı kahroluyordum. Diğer bir kahır sebebimse zaten yapılan zulme seyirci kalan Batı Medyası ve yönetimleri özellikle 7 Ekim 2023’ten sonra tamamen kör, sağır, dilsiz olmuştu. Arkadaşım haklıydı. Keşke dedim. Keşke haklı olmasaydı!
Yaptıkları zulmü sadece duymakla kalmayıp bende nasibimi almıştım. Belki de gerçekten yakin imanla inanmam için Allah’ın bir nimetiydi bana. Sumud Filosu’na katıldığımda Gazze’nin yaklaşık 80 km açıklarında seyrederken kaçırılıp Aşdod’a götürülmüştük. Tekneden indirdiklerinde bizi sindirmeleri için ağır silahlı kişiler karşıladı. Fiziksel ve psikolojik saldırılara maruz kaldık. Aşdod’da kaldığımız sürede defalarca çıplak aramalara maruz kaldık. Bunu şaka gibi görüyorlardı, sanki yaptıkları sıradan bir şey gibi. Bu, Filistinlilerin yaşadıklarına dair bize çok küçük bile olsa bir fikir verdi. Avustralyalı kimliğime rağmen kendi hükümetim bile İsrail’in korkusundan bana asla yardımcı olmadı. Batı Şeria’dayken Filistin topraklarını gasp eden İsraillilerin Filistinli bir kızı ezerek öldürdüğüne, askerlerin “sıkıldıkları için” çocuklara ateş ederek engelli bıraktığına şahit oldum. İşte bunların hepsi benim için kalpten kalbe, vicdandan vicdana sessiz bir davet oldu. Ben sadece Sumud’un değil Umud’un yolcusuydum artık. S’umud’un… Filo sadece Filistin halkına değil bana da umut olmuş, yalnız onları değil benim de aşılmaz zincirlerle bağlanmış ruhumu özgürlüğüne kavuşturmuştu. Kendimi ilk defa bu kadar huzurlu hissediyordum. Yaşadığımız şiddet, tanık olduğumuz zulüm ve katliamlara rağmen hem de. Müslümanların bunca şeye rağmen Allah’a tamamen teslim olup şikâyet etmeden hala mütebessim ve huzur dolu olmaları beni daha da heyecanlandırmıştı. Çünkü biz başımıza kötü bir hal geldiğinde isyan edip, helal olmayan yollarla kafamızı dağıtmaya, belayı başımızdan savuşturmaya çalışan bir ortamdaydık. Ayrıca ben mutsuzken neden çevremdekiler acımı görüp bana yardım etmiyor diyerek çevremize karşı da pek hoş davranmazdık. Bunun gibi daha neler neler… Hepsi birer kıyas, hepsi birer soru işareti oldu kafamda. Ülkeme döndüğümde yapacağım ilk şey İslam’ı araştırmak olacaktı.
Tarih Aralık 2025… Önümüzdeki günler benim için sadece yeni bir yıla giriş değil, yeniden doğuş zamanıydı. İlk defa Müslüman olarak bir yıla girecektim. 15 yıldır Müslümanların içindeyim. Hepsi çok iyi ve her daim barıştan yanalar. Yapılan onca zulme rağmen asla zulmetmekten bahsetmiyorlar bile. İncinsen de incitme düsturu ile. 10 yıl önce Kur’an’ı Kerim’i okudum ve okuduğum en muhteşem kitaplardan biri olduğunu düşündüm. Son birkaç ayda İslam’a çok daha yaklaştım ve benimsemeye karar verdim. Bire bir dersler alıyorum. Kur’an’ı Kerim’in anlamını kavradığınızda, anlamını, güzelliğini, esnekliğini, herkese açık ve kucaklayıcı yapısını anladığınızda, herkesin Müslüman olmamasına şaşırıyorsunuz.
Allah izin verdiği sürece ömrümün geri kalanında İsrail’in zulmünü, Filistinli kardeşlerimizin masumiyet ve direnişini haykıracağım. Zaten bunu yapmamak sorumsuzluktur. Din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın vicdanı olan herkes zaten Filistin’deki kardeşlerimizden taraftır. Filistin destekçisi olmak için hiç bu kadar doğru bir zaman olmamıştır.
Dünya’da Filistin’e yönelik sevgi, “İsrail hükümetinden ve İsrail destekçilerinden duyulan korkudan” çok daha büyük. O yüzden haykırmaktan korkmayın!
Yeryüzü bizim Kudüs bizimdir. Allah’ın yardımı bizimledir. Tüm kafirler bize karşı birleşse
Bizleri yenemeyeceklerdir.



