Tarihin Puslu Olayları – Nedim Bal / 2026 Mart / 160. Sayı
Bir önceki yazımızda Yahudi milletinin şahsiyetinden, karakteristik özelliklerinden bahsediyorduk. Konuya kaldığımız yerden devam edelim.
Yahudiler Hilekâr, Kalleş, Nankör, Sinsi, Düzenbaz ve Sözünde Durmayan Bir Millettir
Yahudilerin nankörlük, sinsilik, düzenbazlık, sözünde durmama ve anlaşmalara uymama gibi iğrenç huyları öyle boyuttadır ki insan, insan olduğundan utanır.
Onların nankörlüğü, hainliği, düzenbazlığı, asiliği hem kendilerini yoktan var ederek yaratan ve türlü türlü nimetlerle onları besleyen Rablerine hem peygamberlerine hem de kendilerine birçok defa iyiliği dokunmuş insanlara karşıdır. Onlar nankörlükte sınır tanımazlar.
Hz. Musa ve Yahudiler Allah’ın yardımıyla Firavun’un zulmünden kaçıp kurtulduktan sonra uzun bir müddet Tih çöllerinde kaldılar. Buradaki imkansızlığın içinde bile Rezzak olan Allah onları gökten gelen kudret helvası ve bıldırcın etiyle rızıklandırdı.
Fakat bir süre sonra hiçbir ücret vermedikleri, herhangi bir gayret göstermedikleri halde Allah’ın kendilerine verdiği bu güzel nimete karşı nankörlük yaparak “biz tek çeşit yemeyiz. Başka çeşitlerde olsun” diyerek şımarık ve alaycı bir şekilde kabak, mercimek, hıyar, soğan, sarımsak gibi şeyler istemeye başladılar. Hz. Mûsâ, onların bu keyfi isteklerine karşı öfkelenmiş ve şöyle demişti: “Ne o! Yoksa siz değerli olan bir nimeti basit şeylerle mi değiştirmek mi istiyorsunuz?”(Bakara, 61)
“Bir de Yahudiler: Allah’ın eli bağlıdır. (Cimridir)” dediler. Bu attıkları iftira sebebiyle elleri hayır yapmak hususunda bağlandı ve lânetlendiler. Doğrusu Allah’ın eli açıktır, dilediği gibi genişçe ihsan eder.” (Mâide, 64)
Şanı yüce Allah, onları Firavunun zulmünden kurtarıp düşmanları olan firavunu da gözlerinin önünde helak etmesine rağmen onlar yine de Rablerine karşı nankörlük yapmış ve altından buzağı yaparak onu ilah edinmişlerdi.
“Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık… Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk. Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı ilah edinmiştiniz.” (Bakara, 49-51)
Allah -azze ve celle- onlara bir hüküm indirdiği vakit teslimiyetin gereği olarak “işittik ve itaat ettik” demek yerine önce indirilen hükme bakarlar, “eğer şanı yüce Allah’ın indirdiği hüküm nefislerinin hoşuna gitmeyen, menfaatlerine dokunan bir şey ise derhal o hükmü alaya alır, sulandırır ve yok sayarlar. Çünkü onlar Allah’a ve peygamberlerine karşı kibirlidirler. Bu kibirlerinde o kadar ileri giderler ki; kendilerine gönderilen peygamberleri bile sırf razı olmadıkları hükümleri kendilerine tebliğ etmeleri sebebiyle öldürürler. Yahudiler hainlikte, alçaklıkta ve hunharlıkta sınır tanımazlar.
“Andolsun, Musa’ya kitabı verdik; ardından da peş peşe peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da açık deliller verdik ve onu Ruhü’l-Kudüs ile destekledik. Demek ki, size ne zaman bir peygamber, nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse, kibirlendiniz. Kimini yalanladınız, kimini de öldürdünüz.” (Bakara, 87)
Allah’a karşı kibirli, nankör ve iftiracı olan Yahudiler, insanlara karşı nankör olmaz mı?
Bulundukları toplumun kanını kene gibi emen Yahudiler Avrupa’da da istenmeyen kötü ahlaklı bir milletti. Başta İspanya olmak üzere Avrupa’da gemilere doldurulup sürülen Yahudilere o dönemin kudretli devleti olan Osmanlı Devleti kucak açmış, canlarını, mallarını ve namuslarını koruma altına alarak barındırmıştı. Peki sonra ne oldu? Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında baş aktör olarak yer aldılar. Hatta Çanakkale muharebesinde “Katırcılar Birliği” kurarak İngilizlerin safında Osmanlı Devleti’ni yok etmek için savaştılar.
Aynı şekilde Almanya’da Naziler Yahudileri -Yahudilerin siyasi ikbali gereği planlı bir şekilde- öldürmeye başlayınca yine gemilerle dünyanın başka yerlerine göç etmeye başladılar. Bu yerlerden biri de Filistin topraklarıydı. Burada yaşanan bir olay Yahudilerin ne denli aşağılık duygulara sahip karaktersiz, nankör bir toplum olduğunu ispatlar derecedeydi. Bu hadiseyi bizzat yaşayan Filistin doğumlu Muhammed Hadid anlatıyor: “Babamın, dedemin ve büyük büyük dedelerimin yüzyıllardır yaşadığı topraklara Polonya ve Almanya’dan ayrılan Yahudi göçmenleri taşıyan bir gemi geliyor. Önce Amerika’ya ve Küba’ya gidiyorlar. Orada barınamayınca Filistin’e geliyorlar. İçi Yahudi göçmenlerle dolu gemiler bizim Filistin kıyılarına yaklaştıklarında üzerlerinde “Almanya’daki evimizi kaybettik, umudumuzu kaybettik. Ne olur umutlarımızı yıkmayın, bizi geri çevirmeyin” yazıyordu.
O gün dedemlerin imkânı çok iyi idi. Dedem gibi maddi imkânı olanlar iki gariban (!) Yahudi aile yanlarına alıyorlardı. Babam da eve bir Yahudi aile getirmişti. Bizimle birlikte aynı evde tam iki buçuk yıl yaşadılar. Annem bana hamileyken Nasıra‘ya ailesinin evine gitmişti. Doğumdan sonra 9 günlük bir bebekken Safed’deki evimize geri geliyor. Kapıyı çalıyor. Fakat sokaktan aldığımız ve tam iki buçuk yıl evimizde bakıp himaye ettiğimiz Yahudi aile bizi içeri almıyor. Annem kapı da öylece kala kalıyor. Annem yalvararak beni sarmak için bir örtü istiyor ama bir battaniye almasına dahi izin vermiyorlar. Bu yüzden Suriye’deki mülteci kamplarına gittik. Orada çok zor şartlar altında yaşamak zorunda kaldık. Komik olan şu ki Yahudilerin sığınmak üzere zavallı bir göçmen olarak geldikleri Hayfa limanını büyük dedem inşa etmişti.”
Hristiyan Avrupalılar tarafından katledilip sürülen Yahudiler geldikleri Filistin topraklarında kendilerine evini açan, ekmeğini paylaşan Müslümanları bugün vahşice katletmesi, sığındıkları toprakları işgal etmesi tarihte eşi benzeri görülmemiş bir nankörlük, vefasızlık ve hırsızlık örneğidir. Yahudi işte tam da budur.
Farklı zamanlarda farklı ülkelerde yaşanan buna benzer binlerce olay Yahudilerin iğrenç ahlaklarını ispata yeter.
Bugün kudurmuş kuduz köpek gibi bir Gazze’ye, bir Batı Şeria’ya, bir Lübnan’a, bir Yemen’e bir Katar’a, bir Suriye’ye saldırmaları, uluslararası sularda korsanlar gibi gemilere el koymaları onların şımarık, kendini beğenmiş, kibirli ve nankör bir millet oluşlarından dolayıdır. Bunun temel sebebi ise güçtür.
Bugün arkalarına aldıkları ABD ve tedarikçi Avrupa, Yahudi İsrail’in sırtını dayadığı güçtür.
Arkalarındaki bu güç olmadığında bir hiçtirler.
Yahudiler; zayıf olduklarında ağlayan, sızlayan, yalakalık yapan, şirin gözüken ama güç bulduğunda nankörlük yaparak azan, şımaran ve zalimleşen bir topluluktur. O yüzden Yahudiler tüm insanlık için bir tehlikedir.
Yahudiler Kendilerini Üstün ve Ayrıcalıklı Gören Şımarık Bir Millettir
“Beni ateşten, Âdem’i topraktan yarattın. Ben ondan daha değerliyim” diyerek ırkçılık yaparak üstünlük taslayan ilk varlık şeytandır. Yahudiler de İblis’in/şeytanın yolundan giderek “üstün ırk” iddiasında bulunurlar. Onlara göre Yahudiler doğuştan her husus da torpillidirler (!)
Şanı yüce Allah, Kur’an’ı Kerim’de Yahudilerin kendilerini ayrıcalıklı bir ırk görerek bununla övünüp kibirlenme cehaletlerini bize şöylece haber veriyor: “Yahudiler … ‘Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız’ dediler. … Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz…” (Maide, 18)
“Bir de dediler ki: ‘Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.’ Sen onlara de ki: ‘Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız?… Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?’” (Bakara, 80)
Yahudiler Kendileri Dışında Tüm İnsanları Kendilerine Hizmetçi Gören Bir Millettir
Yahudiler kendileri dışında kalan tüm insanlara insan gözüyle bakmazlar. Türk, Arap, İngiliz, Fransız, Kürt, Alman, Çin fark etmeksizin Yahudiler dışında kalan herkes onlara göre ‘Goyim’dir. Yahudilerin sapkın inancına göre Yahudiler dışında kalan tüm insanlar yani goyimler; tanrının (!) Yahudi’ye hizmet etmesi için yarattığı hayvanlardır. Lakin hayvan sureti çirkin olup göz zevkini bozacağı için bunlar insan görünümlü yaratılmışlardır(!) Dolayısıyla insan olarak yaratılan sadece Yahudilerdir.
‘Goyim’le ilgili bu tanımlamaların Yahudiler içerisinde sadece azınlık bir kısım radikal Yahudilerin sapkın inancı olduğunu zannetmek büyük bir yanılgı ve gaflettir. Çünkü şu anda İsrail’i yönetenler bütün goyimleri yeryüzünden süpürmek veya onları köleleştirmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Gazze’deki soykırıma gerekçe uydurmaya çabalayan Siyonist Yahudi İsrail’in savunma bakanı Yoav Gallant, İsrail’in eski BM temsilcisi Dan Gillerman ve Haham Meir Mazuz’un “Filistinliler insanlık dışı hayvanlardır. Gazze’de biz, bu hayvanlarla savaşıyoruz.” şeklindeki açıklamaları, onların nasıl hastalıklı bir zihniyet taşıdıklarını net olarak göstermektedir. Yahudilerin bu sapkın inançları tüm insanlık için büyük bir tehlikedir.
Yahudilerin, insan değil hayvan olarak gördükleri biz goyimlere karşı var olan gerçek bakışlarını en iyi karakterize eden kişi, İsrail eski baş hahamı Ovadia Yosef’dir. (1918-2013) İsrail korsan devletinden bile daha yaşlı olan bu hahambaşı, Siyonist hükümetlerin politikalarında o kadar etkili birisiydi ki 2013’te öldüğü zaman cenazesine 800 bin kişi katılmıştı.
Ovadia Yosef, Siyonistlerin tüm katliamlarını stratejik olarak planlayan isimlerin başında geliyordu. 2010’da verdiği bir vaazda söylediği sözler Yahudilerin genel inancının yansımasıydı: “Goylar,(Yahudi olmayanlar) bize hizmet için doğarlar; yalnızca İsrail halkına hizmet için. Bunu yapmazlarsa dünyada yerleri yoktur. İsrail’de ölümün hükmü onlara her zaman geçmiyor. Yahudi olmayanların da herkes gibi ölmeleri gerek. Ama gelin görün ki, Tanrı onlara uzun ömür veriyor. Neden mi? Düşünün ki, eşeğiniz öldü. Ne olur? Para kaybedersiniz. Çünkü o hizmetkârınızdır. İşte onun için ömürleri uzun. Yahudiler için iyi çalışsınlar diye. Yahudi olmayanlar neden gerekli? Çünkü çalışacaklar, ekip biçecekler. Biz de efendi gibi oturup yiyeceğiz. Goyların yaradılış sebebi budur.”
Evet Yahudilere göre; yalnızca Yahudi olarak doğan kimseler yeryüzünün efendileridir. Çünkü onlar ayrıcalıklıdırlar! Üstün ırktırlar! Diğer ırklardan doğanlar ise Yahudilere hizmet etmek için yaratılmış köle statüsünde kimselerdir. Arap, Türk, Kürt, Alman, İngiliz, Fransız, Çin ve diğerleri hiç fark etmeksizin bütün milletler çalışacak, saban sürecek, hasat edecek; Yahudiler de bir efendi gibi oturup yiyeceklerdir. Köleliğe boyun eğmeyenler ise öldürülmeyi hak edecekler (!) Dolayısıyla Yahudiler için Yahudi olmayan herkesin hakkının yenilmesinde, malının çalınmasında veya öldürülmesinde de bir sakınca yoktur.
Yeryüzünü goyimlerden temizlenmesi işini üstlenen Hahambaşı Ovadia Yosef, SHAS (Tevrat’ın Sefarad Askerleri) olarak bilinen aşırı radikal Siyonist partinin kurucusu ve ruhani lideriydi. 1984 yılında kurduğu SHAS, o gün bugündür koalisyonların küçük ortağı olarak bütün İsrail hükümetlerinde yer almıştır. İktidara kim gelirse gelsin Ovadia Yosef’in çizdiği plana sadık kalarak goyimleri yani Yahudi olmayanları yok etmek için çalışmak zorundadır.
Tescilli Siyonist başı Ovadia Yosef’in yetiştirmelerinden olan eski İsrail başbakanı İzak Şamir’in bir konuşmasında beyan ettiği düşünceleri, gerçek bir Yahudinin, Yahudi olmayan “öteki” ulusları nasıl algıladığını bütün yalınlığıyla özetler. “Ağaçlardan inen insanlardan meydana gelen ulusların, dünya liderliğini üstlenmeleri kabul edilecek bir şey değildir.”
Bugün Gazze’de bütün dünyanın gözü önünde yaşanan soykırım vahşeti bu hastalıklı zihniyetin ürünüdür. Asla unutmayalım ki Yahudi İsrail, sadece Gazze’deki mazlumları değil, yeryüzündeki tüm insanları goyim olarak görmektedir. Eline geçen ilk fırsatta goyimleri köleleştirmeyi, köleleştiremezse öldürmeyi arzulamaktadır. Zira tahrif edilmiş Tevrat’ın emirlerine göre boyun eğmeyen bir goyimi öldürmek suç değil aksine öldürmemek suçtur. Sırasıyla Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak ve nihayet Türkiye’deki goyimleri etkisiz hâle getirip Tanrı’nın kendilerine vaat ettiğini iddia ettikleri Arz-ı Mev’ud idealini gerçekleştirmek İsrail’i yöneten Siyonist Yahudilerin tek hedefidir. Bu gerçekleri bilmeyenler, İsrail’in sadece Müslüman Araplardan veya Filistinlilerden nefret ettiklerini, onları o bölgeden uzaklaştırmak istediklerini zannederler. Oysa durum bundan çok daha vahimdir. Onlar sadece Müslümanlardan değil tüm diğer inanç mensuplarından da nefret ederler. Onlar sadece Arapları değil, diğer tüm milletleri de dışlarlar. Onlar sadece Filistin’e değil, tüm Arz-ı Mev’ud topraklarına hâkim olmak isterler. Eğer şu an Yahudi İsrail diğer ülkelere doğrudan müdahale etmiyorsa bunun sebebi henüz sıranın onlara gelmediği içindir.
Yahudilik inancının kaynağını teşkil eden muharref (din adamları tarafından değiştirilmiş) Tevrat ifadelerine göre; kendi Tanrıları “Yehova” tarafından “oğullarına” miras olarak verilen yeryüzünü mülk edinmek, orada devlet kurmak, hürriyet sahibi olmak yalnız Yahudilerin hakkıdır. Yahudi olmayanlar için bu haklar söz konusu bile olamaz. Bu inanca göre aslında tanrı Yehova’nın oğulları olan Yahudilerin olması gereken yeryüzünü bugün insan suretli goyimler (hayvanlar) işgal etmişler ve oradaki servetleri gayri meşru bir şekilde kullanmaktadırlar. Dolayısıyla Yahudi olmayanların elinde bulunan toprak dahil tüm servetler aslında Yehova’nın mirasından haksız yere çalınmış servetlerdir. Bu sebeple ne olursa olsun geri alınması şarttır.
O yüzden bir Yahudi, kendilerini yıllarca evlerinde barındırıp besleyenlerin evlerini zorla gasp edip onları çoluk çocuk sokağa atarken utanmıyor, sıkılmıyor. O yüzden bir Yahudi, kendilerini kurtarıp barındıran Osmanlı Devleti’ne ihanet etmekten utanmıyor, sıkılmıyor. O yüzden Yahudi, zavallı bir göçmen olarak geldikleri ve misafir edildikleri Filistin topraklarını işgal etmekten, kendilerine yardım eden bu insanları katletmekten utanmıyor, sıkılmıyor. O yüzden Yahudi, faizle, bankacılık sistemiyle ve gayri meşru tüm yollarla halkların imkanlarını sömürürken utanmıyor, sıkılmıyor. Çünkü Yahudi yeryüzü ve içindeki tüm servetlerin yaratılışta tanrıları Yehova tarafından kendilerine verilmiş bir hak olarak görüyor. Dolayısıyla kendilerinden çalınmış olanı geri almak için her yolu, her iğrençliği, her katliamı, her hileyi meşru hatta görev/ibadet olarak görüyorlar. İşte Siyonist Yahudiler böyle hastalıklı bir zihin dünyasına sahip kimselerdir.
Devam edecektir.



