Kapak Dosya – Hakan Sarıküçük / 2026 Şubat / 159. Sayı

Cemaat kelimesi sözlükte insan topluluğu, bir araya gelen insan grubu manasına gelir. Geniş manası ile belli bir fikir, gaye ve inanç etrafında toplanan ve bir araya gelen insan topluluğuna verilen isimdir.

Biz cemaat kavramını tanımladıktan sonraki sözlerimizi genel olarak İslam cemaati kavramı üzerinde yoğunlaştıracağız.

İslami bir tanımlama ile cemaat kavramını şu şekilde tarif edebiliriz: Müslümanların dil, ırk, renk veya dünyevi herhangi bir sebeple değil de yalnızca Allah için, aynı inanç bağı ile belli bir fikir etrafında, belli bir hedefe gitmek üzere bir araya gelen, belli ilkelere bağlı olan ve bir imam, emir veya halifenin etrafında İslam sancağı altında bir araya gelerek oluşturdukları topluluktur.

Dolayısıyla cemaat olmak demek belli bir inanç, hedef ve gaye olmaksızın bir araya gelen insan yığınları demek değildir. Tesadüfen veya sadece bazı dünyevi gayelerle bir araya gelmiş olan insan toplulukları değildir. Cemaat mensupları ne yaptıklarını bilmeyen ve hangi amaçlarla bir araya geldiklerinden habersiz olan şuursuz kimseler değildirler.

Cemaat şuurlu bir birlikteliktir. Kuru kalabalıklardan ibaret bir kitle değildir. Kitle, şartların bir araya topladığı kalabalıklardır. Yolu ve hedefi belli değildir. Belli bir çıkar etrafında toplanmış bir sürüden ibarettir.

Yüce Rabbimizcemaateteşvik ederek şöyle buyurmuştur: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın! Ayrılıp parçalanmayın! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın! Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de Allah, gönüllerinizi birleştirmişti ve Allah’ın nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki, doğru yolu bulasınız!” (Âl-i İmran, 103)

Rabbimizin bu ayetlerinde birlikte olmanın gönülleri de birleştireceği ve kardeşliğe vesile olacağı bildirilmiş, helak olmaktan kurtuluşun yolunun hep birlikte Allah’ın dinine sımsıkı sarılmak olduğu gösterilmiştir. İşte böyle bir yolun gerçek ve doğru bir yol olduğu da ayetin sonunda bildirilmiştir.

Peygamber aleyhisselam’da cemaat olmanın gerekliliğine şu sözleri ile değinmiştir: “…Cemaat rahmettir. Ayrılık ise azaptır!”[1]

“Allah’ın yardımı cemaatle (toplulukla) beraberdir. “[2]

“Kim cemaatten bir karış ayrılarak dışarı çıkarsa İslam bağını boynundan çıkartmış olur!”[3]

“…Bende size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum:

Dinlemeyi, itaat etmeyi, cihad etmeyi, hicret etmeyi ve cemaat olmayı. Buna müteakiben kuşkusuz ki, kim cemaatten bir karış ayrılırsa, andolsun ki, İslam bağını boynundan çıkarmış olur! Ancak cemaate tekrar dönerse bu müstesna! Kim cahiliye davasını iddia ederse (yani cahiliye sistemlerini müdafaa ederse) kuşkusuz ki o, cehennemlik kimselerdendir!

Bunun üzerine bir adam:

−Ey Allah’ın Rasûlü bu kimse namaz kılsa da oruç tutsa da aynı mıdır? diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

−Namaz kılsa da oruç tutsa da durum aynıdır. Buna müteakiben siz, Allah’ın davasına davet ediniz! Çünkü Allah, sizi Müslümanlar, mü’minler ve Allah’ın kulları diye isimlendirmiştir.”[4]

Peygamber Aleyhisselam yine şöyle buyurmaktadır: “…Cemaatle birlikte olun! Cemaati terk etmekten sakının! Şüphesiz ki, şeytan tek başına kalan ile beraberdir. İki kişiden ise uzaktır. Kim cennetin ortasını istiyorsa, cemaatle birlikte olsun. İyilik yaptığında ona sevinen, kendisinden bir kötülük meydana geldiğinde ise ona üzülen kimse, mü’mindir.”[5]

Günümüzde cemaat kavramını en kolay ve en güzel şekilde anlamamızı kolaylaştıracak örneklerden biri, dinimizin farz kılmış olduğu “Namaz”dır. Namaz günümüzde cemaat kavramını nasıl anlamamız gerektiğini bize çok güzel bir şekilde tarif etmektedir.

Nasıl ki cemaat halinde kılınan namaz cemaatin sahip olması gereken vasıflarının tarif edildiği, bedeni hallerinden tutun da bulundukları yerin vasıflarına kadar belirlenerek olması gereken özelliklerinin bildirildiği, fertlerin birbirlerine karşı olan sorumluluklarını tanımlayarak, bir imamın öncülüğünde belli bir amaca doğru yöneldikleri bir ibadet ise cemaatte aynı şekilde bu özelliklere sahip bir yapıdır.

Cemaat halinde kılınan namaz, İslam cemaatinin küçük bir örneğini teşkil etmektedir. Öncelikle namaz kılacak ferdin şeriatın belirlediği şartları yerine getirmesi, temiz bir halde namaza durması, üzerinde necasetin bulunmaması, namaz kılınacak yerin temiz olup necasetten uzak olması, namaz kılacak ferlerin namazın şartlarına uygun kılık kıyafete sahip olmaları, açık saçık bir halde bulunmamaları, Namazda ki tertip ve düzene uymaları, safların belli bir düzene göre sıralanması, saf düzeni konusunda kişilerin makam ve mevkilerine, soy ve ırklarına itibar edilmemesi, hepsinin birbirine eşit olduğunun kabul edilmesi, zengin ile fakir arasında bir ayrım yapmaması, Türk, Kürt, Acem, Arap gibi bir ayrıma gidilmemesi, hür ile köleyi farklı statüde görmemesi, işçi ile işvereni aynı safta birbiri ile aynı hizada bulundurması, bir saf dolmadan diğer safın oluşturulmaması, aralardaki boşlukların kapatılması, oluşacak boşlukların derhal doldurulması, cemaat fertlerinin omuz omuza yan yana durması, onlardan hiçbirinin diğerinin önüne geçmemesi, omuz ve ayakların sıkı sıkıya birleşmesi, safların düzenini bozmamaları, bozdukları takdirde imam tarafından daha namazın başında kontrol edilerek uyarılmaları, herkesin sorumluluklarını bilerek ne yaptıklarının bilinciyle hareket etmesi, her bir aşamada söyleyecekleri sözlerin ve yapacakları fiillerin hep bir olması, hepsinin aynı yöne yönelerek imamın arkasında bir birlik oluşturmaları, imamdan farklı bir istikamete yönelmemeleri, asla imamın önüne geçmemeleri, imamdan önce hareket ederek düzen ve uyumu bozmamaları, önce hareket ettikleri takdirde ibadetlerinin zarar görecek olması, namazda sessiz bir şekilde durup imamı dinlemeleri, kendi başlarına hareket etmemeleri, imamın duasına ortak olmaları, gerek söz gerekse de fiille imama muhalif bir durumda bulunmamaları, birlikte eğilip birlikte kalkmaları, onunla beraber namazın sonuna kadar durup herhangi bir özür olmadıkça asla namazı terk etmemeleri, yönelişlerini sonuna kadar imamla birlikte devam ettirerek sonunda onunla beraber aynı yönlere dönerek namazlarını tamamlamaları ve daha bunun gibi nice eylem ve hareketleri İslami bir cemaatin nasıl olması gerektiğini izah eden hallerin bir örneğidir. Nasıl ki cemaatle namaz ferde özgü bir harekete müsaade etmiyorsa İslami bir cemaatte kendi ferdine isteğine göre hareket etme iznini vermez. Onu düzeni bozacak hal ve hareketlerden sakındırır.

İslam’ın, cemaat ile kılınan namazı şiddetli bir şekilde bildirmesinin ve tek başına kılınan namaza nisbeten 27 kat daha fazla faziletli olmasının sebebi belki de bu olsa gerek… Nitekim Cemaat olmak fertlere yukarıda saydığımız bunun gibi nice vasıflar kazandırır. Aynı zamanda Allahu Teâlâ’nın kendilerinden daha fazla razı olmasına da vesile olur.

Hatta İslam dini namaz gibi bir cemaat ibadetine katılmayan fertleri tehditvari kınayarak onlara seslenir. Onların bu tavırlarını bir münafıklık alameti olarak görür. Nitekim Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır. ““Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki odun toplamayı emredeyim, odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra bir adama cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım.”[6]

Bazı rivayetlerde ise münafıklara en ağır gelen namazların sabah namazıyla yatsı namazı olduğunu belirttikten sonra namaza gelmeyenleri böyle tehdit etmiştir. Buhârî’nin rivayetinin sonunda şu sözler de yer alır:

“Canımı gücüyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu cemaatten geri kalanların herhangi biri burada semiz etli bir kemik parçası veya iki tane güzel paça bulacağını aklı kesse hemen yatsıya gelirlerdi.” Peygamberimizin bu sözleriyle namaza gelmeyenlerin dünya menfaatini daha çok düşündükleri ve âhiret nimetlerini hesaba katmadıkları bildirilmekte ve böyle kimseler kınanmaktadır.

Cemaatle namaz müslümanları günde beş vakit birbirleri ile buluşturarak kalben ve bedenen birbirine yakın bir İslam toplumu meydana getirir. Aralarında ülfet ve muhabbete vesile olur. Kardeşlik bağlarının kuvvetlendirir. Bu birliktelik bir cemaat bilinci oluşturarak bu bilincin sürekli diri tutulmasını sağlar. Böylece namazla öğrettiği bu bilincin namaz dışında da olması gerektiğini öğretir.

Namaz, müslümanları İslam’ın tayin ettiği vakitte bir araya getirir. Namaz vakti girdiğinde cemaat mensubu bütün müslümanlar aynı amaç etrafında bir araya toplanırlar. Namazın vakitlerine riayet ederler. Onları vaktinden önce, kendi belirledikleri ve arzu ettikleri bir vakitte toplanmaktan alıkoyar. Vaktinden önce hareket etmekten sakındırır. Farklı fikirlere ve ayrı birlikteliklere engel olur.

İşte bütün bunlar cemaat olmanın gerekleridir. Gerçek bir cemaat olmanın küçük bir provası olan cemaatle namaz her gün beş defa cemaat olmanın nasıl olacağının talimini yaptırır. Hazırlıklı bir halde bulunarak cemaate muhalif olanlara karşı omuz omuza birlikteliği öğretir.

İmam tekbir getirince cemaatte tekbir getirir, İmam rükû ve secdeye gidince cemaatte aynı şekilde imama tabi olur. Cemaat imamın komutu olmadan tek başına hareket edemez. Çünkü hepsi daha namazın başında iken imama uymaya niyet etmiş ve bu niyet üzere ona uymuşlardır. Artık bu niyetlerine muhalif hareket etme seçenekleri yoktur. Cemaate tabi oldukları andan itibaren başka bir şeye yönelmeye ve onunla meşgul olmaya dair bir serbestlik ve izinleri yoktur. Etraflarında olup bitene aldırış etmeden kendilerini sadece namaza verir ve namaz dışı farklı şeylerle ilgilenmez, namazlarına zarar verecek söz ve hareketlerde bulunmak suretiyle namaz dışı şeylere müdahale etmeye kalkışmazlar. Çünkü içinde bulundukları durum onları böyle işler yapmaktan sakındırır. İşte cemaat olmak da böyle bir şeydir.

Cemaatin önüne geçen imamın ilim ve takva dışında cemaatten üstünlüğü yoktur. O da cemaat mensubu diğer fertler gibi bir insandır. Ve o da Allah’a kulluk etmekle sorumludur. İmam masum ve hatadan uzak değildir. Ola ki namazda hata yaptığında cemaati tarafından uyarılır, Allah’ın ayetleri hatırlatılarak nasihatte bulunulur, o da derhal hatasını anlayarak düzeltir. “İmamdır” denilerek hatasına göz yumulmaz. Çünkü Allah ve Rasûlü’ne isyanın söz konusu olduğu yerlerde kimseye itaat edip tabi olunmaz. Ancak imamın cemaatin önünde bulunması, cemaatin ona uymasını vacip kılar. Onlar imamlarına taassupla değil Allah korkusu ile tabi olurlar.

İmamın sorumluluğu cemaate nazaran daha fazladır. İmamın kıraati cemaat için de yeterli olur. İmamın yanında başka bir imamın daha durmasına müsaade edilmez. Dolayısıyla nasıl ki namazda iki imam olmayacağı gibi İslam cemaatinin de birden fazla imamı olamaz. İşte bunların hepsinin, namazın dışında sahip olunması gereken cemaat şuuru ile alakalı aralarında yakın bir bağ vardır.

Kur’an ve Sünnette Birlik Bilinci

Müminler birbirlerini Allah için severler. Onlar bir vücudun azaları konumundadırlar. Bu azalardan birisi rahatsızlansa bütün vücut o acıyı hisseder ve acıyı paylaşarak uykusuz kalır. Aralarındaki sevgi riyadan ve dünyevi isteklerde uzak samimi bir sevgidir. Çıkar ilişkisine dayanmaz. Hiçbir karşılık beklemez. Müslüman kişi karşısındaki kardeşini din kardeşi olarak öz kardeşten daha ileri görür. Aynı batında (karında) olmayı değil de aynı inanca mensup olmayı esas kabul eder. Bunu daha üstün bir değer olarak görür. Müslümanlar birbirlerini sevmeden iman etmiş olamayacaklarını ve iman etmeyen kimselerin de cennete giremeyeceklerini çok iyi bilirler. Bu sebeple de aralarında sevgiyi yeşertecek ve artıracak şeyleri yapma hususunda çaba harcarlar. Onlar yeryüzünde Allah’ın dinini üstün kılmak ve Allah’a hakkıyla kulluk edebilmek gayesiyle bir araya gelmiş, böyle yüce bir hedefe odaklanmış ve bunu kendilerine gaye edinmiş bir toplulukturlar. Tabi ki ulaşmak istedikleri hedef kolay bir hedef değildir. Meşakkatli ve zor bir hedeftir. Ardında birçok sıkıntıyı da beraberinde getirebilecek olan bir hedeftir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed aleyhisselam bir defasında ashabına şöyle buyurmuştu: “Allah’ın peygamber ya da şehit olmayan öyle kulları vardır ki kıyamet gününde Allah’a olan yakınlıkları sebebiyle, peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler.” Bu büyük müjdeyi işiten sahâbe-i kirâm, “Ya Rasûlallah! Bunlar kimlerdir?” diye sordu. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi: “Bunlar, aralarında akrabalık bağı ya da herhangi bir menfaat bulunmayan, sırf Allah için birbirlerini sevenlerdir.”[7]

İslam cemaatinin hedefi yeryüzünde bulunan tek bir insan cinsinin dahi şeytana kul olmasına müsaade etmemek, şeytanla birlikte cehenneme gitmelerine engel olmak, yaratılanların en şereflisi olan insana Rabbimizin verdiği üstünlüğü tekrardan kazandırarak sadece Allah’a kul olmalarına yardımcı olmak, Allah’ın mülkü olan yeryüzünde insanların hidayetine vesile olarak bu yolda dünyevi hiçbir karşılık beklemeden sadece Allah rızası için çalışmaktır.

Peygamber aleyhisselam bu birlik bilincini oluşturmak için daha vahyin inmeye başladığı ilk dönemlerde Daru’l Erkam’ı kurarak İslam cemaatinin mensuplarını yetiştirmeye özen göstermiştir. Önce Mekke’de ardından da Medine’de tesis ettiği kardeşlik müessesesi ile de bu bağı pekiştirmiş, Medine’de oluşturduğu Mescid-i Nebevi ile de bu birlikteliği son aşamasına getirerek sağlamlaştırmıştır.

Özellikle Mekke döneminde vela ve bera gibi kavramlar işlenerek yapılan davet ile inananların birlikteliği tesis edilmiş, Müslümanlar İslam saflarında aktif bir şekilde cemaat şuuru ile yetişmişlerdir. Müşriklerle saflarını ayırmışlar, Müslümanlarla olan bağlarını daha da kuvvetlendirmişlerdir. Cemaati terk etmeyi, cemaat harici bir yola girmeyi, cemaat içinde aktif olmayan öylesine bir hali kendilerini helak edici bir durum olarak görmüş, asla böyle bir düşünceye tevessül etmemişlerdir.

O günlerde Müslümanlara örnek teşkil eden Peygamber aleyhisselam’ın bu tavsiyeleri günümüz Müslümanları için de geçerli olup ısrarla yerine getirilmesi gereken nasihatlerdir. Peygamber aleyhisselam bu birlikteliği oluşturacak tavsiyelerde bulunarak şöyle buyurmuştur. “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman Müslümana zulmetmez! Müslüman Müslümanı terk etmez! Herkim kardeşinin hacetinde bulunursa, Allah da onun hacetinde bulunur. Herkim bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, onun sebebiyle Allah da kendisinden kıyamet günü sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Ve herkim bir Müslümanı (n kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu (n kusurunu) örter.”[8]

“Sizden biri kendisi için sevdiği şeyi kardeşi içinde sevmedikçe iman etmiş olmaz!”[9]

Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz! Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız! Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yayın!”[10]

Toplumların düzeni ancak birlik ve beraberlikle sağlanır. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisinde, birlik ve beraberliğin toplumlar için ne kadar önemli olduğunu, birlik ve beraberliğin temin edilememesi halinde ne gibi huzursuzlukların çıkacağını toplumu bir insan vücuduna benzeterek anlatmıştır. “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir beden gibidir.”[11]

Bazı organları hasta olan bir insanın vücudu nasıl zayıf ve güçsüz düşerse; düşmanlıkların arttığı, birlik ve beraberlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da aynı şekilde zayıflayarak güçsüzleşir. İşte bütün bunlar düşmanlar için bulunmaz fırsatlardır. Bu tür haller düşmanın işine yarar. Bir milleti yıkmak isteyenler, önce o milleti meydana getiren fertlerin arasında ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik ve beraberliklerini bozarlar. Maddî ve manevî güçlerini kardeşlerine karşı ve kendi içine dönük kullanan ve düşmanlarını unutan kimseler kolayca başkalarına yem olurlar. Bu gerçek geçmiş zamanlardan beri devam ede gelen bir durum olduğu için, dünyaya hükmeden nice büyük devletler, düşmanları tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarih sayfalarından silinmişlerdir. İşte bu sebeple yüce Rabbimizin bu duruma düşmekten bizi koruyacak olan şu önemli ilahi vahyini iyice düşünmeliyiz: “Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 46)

Günümüzde de Allah’a daveti esas edinen, O’nun dinine hizmet etme uğruna gayret gösteren, asıl yurt olan ahiret hayatını önceleyerek gereği üzere yaşayan ve bu uğurda karşılaşacağı imtihanlara tahammül eden, Müslüman kardeşlerine karşı mütevazı, cemaatine sıkı sıkıya bağlı, cemaatle birlikte olmayı vacip gören, bir an dahi olsa cemaatten ayrılmayı aklının ucundan bile geçirmeyen, vazife beklemeden dine hizmeti kendine vazife edinen, İslam’ı kendine dert edinen Müslüman fertlere çok ihtiyaç vardır. Çünkü İslam’ı eskiden olduğu gibi yeniden şaha kaldıracak olanlar ancak bu vasıflara sahip Müslümanlar olacaktır inşallah.

Nitekim cemaat olmak daha ilk dönemlerden itibaren Rabbimizin bütün peygamberlere ve onlara tabi olan Müslümanlara emrettiği bir buyruğudur. “Allah, din olarak Nûh’a emrettiğini, hem sana vahyettiğimizi, keza İbrâhim’e, Mûsâ’ya, İsa’ya emrettiğimizi sizin ferdî ve içtimâî hayatınız için de mutlaka uyulması gereken, değişmez ve değiştirilemez bir şeriat, bir hukuk düzeni kıldı. Onun da aslı şudur: “Dinî doğru anlayıp hükümlerini en güzel şekilde uygulayın ve bu hususta ayrılığa düşmeyin!” Ancak senin dâvet ettiğin esaslar, müşriklere çok ağır gelmektedir. Oysa Allah dilediği kullarını bu mükemmel dini hem yaşamak hem de tebliğ etmek için seçer ve kendisine gönülden yönelenleri doğru yola iletir.” (Şura, 13)

Rabbim bizleri İslam cemaatine mensup olan ve cemaat şuuru ile hareket eden muvahhid kullarından kılsın. Bizlere Müslümanları sevdirsin ve Kafirlere, müşriklere ve münafıklara meyletmekten uzak eylesin.

“Sakın ha zâlimlere meyletmeyin; yoksa onları saracak ateş size de dokunur. Aslında sizin Allah’tan başka hiçbir dostunuz, yardımcınız ve sizi sahiplenecek hiçbir güç yoktur. Öyleyse O’ndan başka bir dost aramayın; aksi halde O’nun yardımından da mahrum kalırsınız.” (Hud, 113)

Selam ve Dua ile…


[1]. Ahmed bin Hanbel Müsned 4/375, Tergib ve Terhib 2/402

[2]. Ebû Davûd, Salat, 46

[3]. Ebu Davud 4758, Ahmed bin Hanbel Müsned 17132,

[4]. Tirmizi 3022, Ahmed bin Hanbel Müsned 16042, Hakim Müstedrek, İbni Hibban

[5]. Tirmizi 2254

[6]. Buhârî, Ahkâm 52, Ezân 29; Müslim, Mesâcid 251-254. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 48; Nesâî, İmâmet 49

[7]. Ebû Dâvûd, Büyû’, (İcâre), 76.

[8]. Buhari 5/2262, Müslim 2580/58

[9]. Buhari 1/169, Müslim 71/45

[10]. İbni Mace 68, Tirmizi 2828, Ebu Davud 5193, Müslim 72

[11]. Müslim, Birr, 66.