Kapak Dosya – Derya Fıçıcı / 2026 Nisan / 161. Sayı
İslam davasını kendine dert edinen, yaşadığı toplumdan kendini sorumlu hissedip Allah azze ve celle’nin Peygamberlerinden sonra bu mübarek görevi miras alan davetçilerin omuzlarındaki yük ağırdır.
Ancak davet sahasındaki kardeşlerimizin omuzlarındaki bu yükü onlarla taşıyan, aynı zorluklara sabırla ve karşılığını Allah’tan bekleyerek sabreden gizli kahramanlar vardır. Onlar bazen davetçinin eşi, bazen çocukları, bazen anneleri, babaları ve kardeşleridir.
Genel olarak davetçilerin evlerini ihmal etmeleri konuşulur. Halbuki bunu bir ihmal olarak değil de davet evinin fedakarlıkları şeklinde konuşsak sanki hem davet sahasındaki kardeşlerimize hem de o evin sabırlı sakinlerine daha fazla yardımımız dokunur.
Biz de bu faydayı umarak davetçinin evini ihmal etmesinden değil davetçinin evindeki gizli kahramanlardan söz edelim. Bu ev öyle geniş bir evdir ki orada sadece çekirdek aile yaşamaz; orası ümmetin de evidir aynı zamanda. Bazen müminlerin sıkıntılarının giderildiği, dertlerin döküldüğü, bazen yeni ailelerin temellerinin atıldığı, mutluluklara şahit olan evdir. Belki aile efradının yükü çoktur. Belki her ailede olan sakinlik onların evinde yoktur. Ama bu sakinliğin verdiği huzurdan çok daha fazlası vardır bu evlerde.
Misafir trafiğinden bedeni yorulmuş bir hanımefendi vardır ama müminlere faydalı olmanın, iyiliğin, yardımlaşmanın verdiği kalp huzuru çok daha büyüktür. Bu evin çocukları eğer anneleri davet ile uğraşıyorsa belki diğer annelerin hazırladığı sofralar gibi sofralara oturamazlar, onların evinde hayat daha hızlı aktığı için belki daha özenilmemiş sofralar kurulur.
Ancak o evin çocukları başka çocukların oturamadığı Kur’an sofrasından fazlasıyla istifade ederler. Evet belki o evin annesi kız çocuklarının saçlarını süsleyememiş, erkek çocuklarının elbiselerini özenle hazırlayamamış olabilir ancak Allah azze ve celle bu evin çocuklarını takva ile süsleyecektir. Onlar etrafına daha duyarlı, olgunlaşmış bireyler olarak yetişecektir. Anne ve babasını diğer çocuklardan daha az görmesi, onlarla daha az vakit geçirmesi kalbinde sızılar oluşturmuştur elbet. Ancak o yetim çocukları anlayacak, başka çocukların belki de edinemediği ince bir kalbin sahibi olmuştur.
Örneğin yetim bir arkadaşının yanında babasına, ‘baba!’ diye hitap etmekten haya edeceği kadar ince bir kalp.
Bir çocuğun kalbinde bu inceliğin nakşedilmesi belkide çok daha büyük bir mükâfattır.
Dr. Halid Ebu Şadi Ey Dava Sahibi adlı eserinde davetçinin hayatından şu şekilde bahsediyor:
Anlıyoruz ki dava sahibinin evinde işler çok daha farklı ilerliyor. Saatinde evde olan bir baba veya bir eş, istendiğinde ulaşılan bir aile ferdi olamayabiliyor.
Ancak Allah azze ve celle bu aileye zaman içinde zaman ikram etmeye muktedirdir. Belki de Allah yolunda koşturan bu iki eşe başkalarına vermediği ülfeti verir. Belki de saadet evinin nurları bu evde dolaşır.
Elbette ki bu evde rahattan fedakârlık olacaktır.
Hz. Peygamber’in özellikleri arasında hiç rahatlığa meyletmemiş olması da zikredilmektedir. Sen de Peygamberine yakınlığına veya uzaklığına göre yorgunluk veya rahatlık göstereceksin. Rahatlığın göstergelerinden biri de kişinin evde oturmasıdır. Büyük gayret sahiplerinin örfünde bu durum ayıp olarak görülür. Cennetle müjdelenen sahabi Talha b. Ubeydullah bunu şöyle ifade etmiştir:
“Kişiye en küçük ayıp, evinde oturmasıdır.”
Sahabe, rahatlığı ve rahatlığa götüren her şeyi hatta “rahatlık” kelimesini bile sevmezdi. Ata b. Ebi Rabah’ın şu sözüne kulak ver: “Evimde yastık görmektense şeytan görmem benim için daha hayırlıdır. Çünkü yastık uykuya davet eder.”
Misyonerler gençlere şu sözle misyonerliğe davet ediyor:
‘Ey genç misyoner! Biz görev, iş, mesken, yatak, örtü vs. vaat etmiyoruz. Biz seni misyonerlik işinde sadece yorgunluk ve hastalıkla karşılaşacağına dair uyarıyoruz. Sana sunabileceğimiz en büyük şey; ilim, ekmek ve fakir bir kulübede sert bir yataktır. Mükafatının tamamını Allah katında bulacaksın. Ölüm sana geldiğinde, eğer Mesih’in yolundaysan bahtiyarlardan olacaksın.”
Hal böyleyken bu mübarek davanın dertlileri ve onların mübarek aile efradı da bu fedakarlıklarından payını alacaktır.
Bu evin mübarek anneleri siz, ihmal edilmiş hanımefendiler değil bilakis Allah’ın sizi seçip mübarek yükü omuzlarınıza yüklemiş bugünkü ümmetin anneleri olma şerefine nail olmuş güzide hanımlarsınız ve bu evin büyük-küçük evlatları sizler ümmetin erken büyüyen, küçük yaşta kemale eren çocuklarısınız. Yarın bu dava sizin omuzlarınızda büyüyecek. Bunun bir hazırlığı olmasın mı?
Selam ve dua ile…


