Kapak Dosya – Ahmet İmamoğlu / 2026 Haziran / 163. Sayı

İslam, ilk insan ve nebi Adem aleyhisselamdan nebilerin sonuncusu Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar bütün peygamberlerin inandığı, tebliğ ettiği ve kıyamete kadar var olacak; yüce Allah katında tek makbul dinin adıdır.

Mücadele kavramı da “bir amaca ulaşmak, bir zorluğu aşmak veya bir engeli bertaraf etmek için sarf edilen sürekli çaba, savaşım veya uğraş” anlamına gelir.

Bütün peygamberler, Allah’tan aldıkları vahyi, yine Allah’tan aldıkları bir metotla insanlara bildirmişler ve hayatlarının sonuna kadar bu mücadelelerine devam etmişlerdir.

Tevhid, Allah’ı birlemek ve O’ndan başla ilah kabul etmemek demektir. Ulûhiyette, rubûbiyette ve ubudiyette sadece O’nu birlemek, hakimiyet/egemenlik hususunda O’na ortak tanımamak, O’ndan başkasını ilah kabul etmemektir. Tek ve yegâne İlahımız O’dur. Her gün namazlarımızda okuduğumuz İhlas suresi bu hakikati beyan eder.

قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ ﴿١﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُ ﴿٢﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ﴿٣﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿٤﴾

 “De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” (İhlas, 1-4)

Allah rubûbiyette yani mutlak Rab oluşunda yegâne tektir. Yerlerin, göklerin Rabbi O’dur.

رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباً

“O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O’na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.” (Nebe, 37) ayeti bunu ifade eder.

Allah Azze ve celle ubudiyette yegâne tektir, birdir, ortağı yoktur. O’ndan başkasına kulluk yoktur. Her gün namazlarımızda okuduğumuz Fatiha suresinde kırk defa bunu haykırırız ve deriz ki:

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعينُ

“(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 5)

Bütün peygamberler gönderildikleri toplumları tek olan Allah’a çağırmışlar, tevhidin zıddı olan şirk ile mücadele etmişlerdir. İlk putperestliğin cereyan ettiği Hz. Nuh zamanına kadar olan süreçte Hz. Âdem ile Hz. Nuh arasında kalan peygamberlerin tebliğ ve davet sahası şirkin berisinde iken, Nuh aleyhisselam zamanından itibaren başlayan putperestlik yani şirk unsuru, bu süreçten itibaren bütün peygamberlerin ortak mücadele alanını oluşturmuştur.

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اَنَا فَاعْبُدُونِ

“Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.” (Enbiyâ, 25)

Nahl sûresi 36. ayette ise bu hakikat bir defa daha zikredilir ve şöyle buyurulur:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا في كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَÉ

“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik…”

Allah’ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

وَأَفْضَلُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ

“Ben ve benden önceki bütün peygamberlerin en önemli ikrar ve çağrısı, ‘bir olan, eşi-ortağı bulunmayan Allah’tan başkası İlah yoktur’ sözüdür.”[1]

Hz.Nuh, Ankebut suresi 14. ayette Rabbimizin beyanına göre 950 yıl kavminin arasında kalmış, onlara davette bulunmuş, az sayıda iman edenle birlikte Allah (c.c) onu ve inananlarını tufandan kurtarmıştır. Allah (c.c), Nuh peygamberin davetini ve mücadelesini anlatır ve şöyle buyurur:

قَالَ يَا قَوْمِ اِنّي لَـكُمْ نَذيرٌ مُبينٌ ﴿٢﴾ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَطيعُونِ ﴿٣﴾ يَغْفِرْ لَـكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَاءَ لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٤﴾

Nûh şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’a ibadet edin. Ona karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.” (Nuh, 3-4)

Başka bir ayette şöyle buyurur Rabbimiz:

فَاَرْسَلْنَا فيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ

“Onlara, kendilerinden, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.” (Mü’minûn, 32)

Bütün peygamberler (aleyhimüsselam) şirki yok edip tevhidi yerleştirmek için mücadele vermişlerdir. Tek olan Allah’a kul olmaya davet etmişlerdir. Şuayb (a.s) Medyen halkına karşı tevhid mücadelesini vermiştir. (Anbekut, 36; Hûd, 84). İbrahim (a.s) en yakınlarından başlamak üzere bu mücadeleyi vermiştir. (Ankebut, 16) Hz. İbrahim’in tevhid mücadelesi ayrıca Rasûlullah için özel bir Üsve-i Hasene kılınmış ve şöyle buyrulmuştur:

قُلْ اِنَّني هَدٰيني رَبّي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ ديناً قِيَماً مِلَّةَ اِبْرٰهيمَ حَنيفاً وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكينَ ﴿١٦١﴾ قُلْ اِنَّ صَلَاتي وَنُسُكي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمينَ ﴿١٦٢﴾ لَا شَريكَ لَهُ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا اَوَّلُ الْمُسْلِمينَ ﴿١٦٣﴾ قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغي رَباًّ وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فيهِ تَخْتَلِفُونَ ﴿١٦٤﴾

De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”

Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da diğer ibadetlerim de yaşamam da ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

“O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.”

De ki: “Her şeyin Rabbi o iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir. (En’am, 161-164)

Salih (a.s) Semud kavmine karşı aynı tevhid mücadelesini vermiştir. (Neml, 45). Hûd (a.s) kendi kavmine karşı (Hud, 50); İsa (a.s) aynı mücadeleyi (Maide, 117) ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem yine kendi kavmine hatta bütün insanlık namına aynı tevhid mücadelesini vermiştir. (Zümer, 11-15; Nisa, 36)

Nebilerin sonuncusu Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de, Allah ‘tan aldığı vahyi insanlara ulaştırmak, tevhid davasında Hakkın hakimiyeti ve batılın izalesi için bütün gayretini sarfetmiş, gece gündüz İslam davası için mücadele etmiştir.

Bu mücadele karşısında elbette müşrikler, kafirler, ehli kitap boş durmamış ve çeşitli tuzaklar kurmuşlardır. Bunlar başlıca “alay etmek, görmezden gelmek, zulüm ve işkenceler yapmak, iş birliği teklif etmek, ordular hazırlayarak karşı koymak” şeklinde olmuştur.

Mekkeli müşrikler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ve ona iman edenleri İslam davasından vazgeçirmek için mal, mülk, liderlik, kadın ve statü gibi dünyevi tekliflerle uzlaşma arayışına girmişlerdir.  “Ey Muhammed! Gel, biz senin dinine uyalım, sen de bizim dinimize uy. Bir sene sen bizim ilâhlarımıza tap bir sene de biz senin ilâhına tapalım. Eğer senin getirdiğin bizimkilerden daha hayırlıysa biz de sana bu konuda ortak olmuş ve ondan nasibimizi almış oluruz.”  demişler ve bunun üzerine Kâfirûn sûresi indirilmişti: De ki: Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapmazsınız…”

Bu teklifin modern halini çağdaş müşrikler de tağuti sistemlerini/yönetimlerini sürdürmek ve yönetmek için Müslümanlara yapmaktadırlar. Türkiye’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında çağımızın putlarından demokrasiyi benimseyen, demokratik yöntemleri kullanarak İslam düşmanları ile mücadele ettiklerini (derenin taşı ile derenin kuşunu vuracaklarını) zannedenlerin ne durumda olduklarını, ümmeti nereye sürüklediklerini müşahede etmekteyiz. Kafirlerle birlikte şirk meclislerinde hevalarından kanunlar çıkaranlar, sürekli ötekilerle uzlaşı ve diyalogu konuşanlar, bir süre sonra kendileri de ötekiler gibi düşünmeye ve yaşamaya başlamaktadırlar. Ejderhayı öldürmek için yola çıkanlar birer ejderha haline gelmiştir. Biz Harun’un yolundayız, Karun ile mücadele ediyoruz diyenler, yedi ceddini zengin etme yarışına girmişler Karunlaşmışlardır.

Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dîne, Allâh’ı tevhîd eden İbrâhîm’in dînine hidâyet etti. O, aslâ müşriklerden değildi.

De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayâtım ve ölümüm hepsi Âlemlerin Rabbi olan Allâh içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sâdece bu emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.

De ki: Allâh her şeyin Rabbi iken, ben O’ndan başka Rab mı arayacağım?…” (En’âm, 161-164)

Bu ayetlere iman ettiğini ve ‘Müslüman’ olduğunu söyleyen birçok din/i/dar demokrat açıkça, “dindar, muhafazakâr kesimleri biz laikleştirip sistemle barıştırdık, sisteme dâhil ettik.” itirafında bulunmakta ve bununla övünmektedirler. Mesela, iktidar partisi kurucularından, e.milletvekili ve bakan Mehmet Ali Şahin, “Dindarları biz laikleştirdik” demiştir. İşte Mehmet Ali Şahin’in laikliği içselleştirip savunan o sözleri: “İslam insanı olur ama İslam devleti olmaz…  “Benimki ‘tahkiki laiklik’tir, ‘taklidi’ değil. Tahkik ederek devletin laik karakter taşıması gerektiği sonucuna vardım ve bunu her yerde, en radikal uçların bulunduğu yerde söylerim…*

Sonuçta İslâmî mücadele zemini ve tevhîdî uyanış süreci büyük kan kaybı yaşamış, kendi çevremizdeki birikimin çok boyutlu kirlenmesi dışında, ayrıca ortada Hakk’ı doğru temsil eden bir mihenk görevini ifa edecek, seküler siyasetten, laik iktidardan bağımsız İslâmî kimlikli kuşatıcı bir yapı kalmayınca daha yaygın sapmaların da sebebi olunmuştur. Laiklikle, şirkle hükmeden, geleneksel ve modern bid’at ve hurafeleri İslâm diye takdim edip zulme, adaletsizliğe ve yolsuzluğa bulaşmış olan bir iktidarı desteklemek için araçsallaştırılan Kur’ân ve İslâmî kavramlar sebebiyle, İslâm’a ve Müslümanlara da büyük zarar verilmiştir.Üstelik büyük medyatik imkânlarla topluma İslâm adına sunulan Hak ile bâtıl karışımı bu din, fıtrata aykırı geldiği için de yeni nesillerin İslâm’dan uzaklaşmalarına, yaygın biçimde sekülerleşmelerine, hatta deizme kadar savrulanların giderek artmasına yol açılmıştır.

——————

Haksözhaber.net. http://www.haber7.com/siyaset/haber/175647-bakan-sahin-dindarlari-laiklestirdik.


[1]. Malik, Muvatta’, Hac, 246