Kapak Dosya – Ahmet İnal / 2026 Nisan / 161. Sayı

İçinde bulunduğumuz modern dönemin zihnimdeki izdüşümünü en iyi tasvir eden temsil yol metaforudur. Müslüman ile yol mefhumunun her zaman sıkı bir ilişkisinin olduğunu düşünürüm. Kılmış olduğumuz namazların her rekatında “bizi dosdoğru yola ilet” diye Rabbimize niyazda bulunduğumuzu düşünürsek bu ilişkinin abartılı olmadığını anlarız. Bu ayet bizim ile yol arasındaki bağlantının zihinlerimizde her an canlı olması gerektiğine işarettir. Çünkü yol, Allah azze ve celle tarafından biz kullara ihsan edilmiş en büyük nimetlerden birisidir. Ve bu yönüyle nimetlerin kadri kıymetini en çok bilmesi gereken biz Müslümanlar tarafından her zaman yolun sahibinden talep edilmesi gerekir. Evet, her namazda onu talep ederiz ki kendisi vesilesiyle Rabbimize selamet üzere, yol kazası yapmadan ulaşabilelim.

Yol eğri büğrü de olsa, çukur ve tümseklerle malul de olsa hedefe ulaştırdığı sürece her zaman yolsuzluktan iyidir. En kötü yol bile hiç yolun olmadığı şartlardan evladır. Kaldı ki, hedefe doğrudan ulaştıran, yolcusunu tehlikelerden uzak tutan ve bakımları tam olan bir yol hayli hayli evladır. İşte bu yol Rabbimizden istediğimiz sırat-ı müstakimin ta kendisidir ki; biz ona “İslam” deriz.

Tüm noksanlardan uzak olup insanlığı selamete çıkarmaya muktedir olan tek yol İslam’ın yoludur. İslam’dan başkasının yolu ise kişiyi ancak helake götüren sahte yollardır.

İrbad b. Sariye radıyallahu anh anlatıyor:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize öyle bir vaaz etti ki ondan dolayı gözler yaşardı ve kalpler titredi. Bunun üzerine biz “Ya Rasûlallah! Bu vaazınız veda eden bir kimsenin vaazına benziyor, bize neleri tavsiye edersiniz?” dedik. Şöyle buyurdular:

“Size öyle aydınlık bir yol bırakıyorum ki onun gecesi de gündüzü gibidir. Benden sonra ancak helak olanlar, o yoldan (başka yönlere) sapar. Sizden kim yaşarsa fazla ihtilafa şahid olacaktır. Onun için bilip tanıdığınız sünnetime ve hidayete erdirilmiş olan Hulefa-i Raşidin’in sünnetlerine yapışınız…”[1]

Gecesi gündüzü gibi aydınlık olan bir yol… Ne muhteşem bir ifade! Yolcusunun asla karanlıklarda kalmayacağı, bu sebeple yolunu da şaşırmayacağı, her şeyi asli suretiyle ayan beyan göreceği ve hakkı hak görüp o şekilde kabul edeceği batılı batıl bilip bu vaziyet ile ondan teberri edeceği bir yol…

Dikkatlerinizi çekmek isterim ki; bunlar ezbere konuşan bir hatibin değil veda edercesine nasihatlerde bulunan şefkatli bir Nebinin dilinden dökülen ifadelerdir. Peki Nebi aleyhisselam neden böyle konuşma ihtiyacı hissetmiş olabilir? Ashab-ı Kiram zaten bu yolun aydınlık olduğunu bizatihi yaşayarak öğrenmişlerdi. İslam onları cahiliyenin en koyu karanlığından çekip aydınlık, nurlu bir dünyaya çıkarmıştı. Bunun nasıl büyük bir hakikat olduğunu en iyi onlar bilirdi. O zaman bu söz onlardan çok sonraları gelecek bizler için daha büyük anlamlar ifade edecekti. Çünkü Efendimiz aleyhisselam’ın beyan ettiği üzere bu ümmet çok ihtilaflar görecek, çok badireler atlatacak, çok engeller aşacak, çok büyük imtihanlara maruz kalacaktı. Serüveni böylesine çetin devam edecek yolculara yapılacak en büyük nasihat belki de ne olursa olsun o yolun aydınlık olduğunu, hedefe eninde sonunda ulaştıracağını ve bu sebeple o yoldan asla ayrılmamaları gerektiğini hatırlatmak olacaktı.

Yol bazen uzasa da düşmanın karartmasına maruz kalsak da biz Müslümanlar böylesine aydınlık bir yolun yolcularıyız. Balçıkla sıvanamayacak bir güneş ile aydınlanmaktayız.

Ne var ki; böyle bir nimete sahip olmamıza rağmen şaşılacak bir şekilde yolumuzu, yönümüzü kaybettiğimiz rotamızı unuttuğumuz bir evreden geçiyoruz. İçinde bulunduğumuz seküler dünya birçoğumuza istikametini kaybettirmekte ve yol kazası yaptırmaktadır. Çölde iz bulamayan bahtsız bedevi gibi avare avare dolaşan ve hazin sonu bekleyen binlercemiz var. Yolun aydınlık olduğu hakikati gölgelenmiş ve sahte karanlıklar insanımızı esir almaya başlamıştır. Yapmamız gerekenler bellidir. Gözümüzü olabildiğince açık tutmak ve bize vadedilen aydınlığı gönül gözümüzle idrak etmek…

Bu yol ve yön kaybına en çok maruz kalan kesim takdir edersiniz ki gençlerimizdir. Önlerine düşüp yol gösterecek, yolun tehlikelerine karşı kendilerini uyaracak rehberlerden yoksun olan gençlerimiz modern dönemde çok büyük buhranlar yaşamakta çok ciddi kimlik krizi geçirmektedirler. Maalesef ki ne evinin içinde ne okuduğu okulda ne çalıştığı işyerinde ve ne de arkadaş ortamlarında elinden tutabilecek bir kişisi bile olmayan biçare nice gençlerimiz bulunmakta. Bu haliyle bu gençler tamamen gayri İslami zihniyetlerin kucağına bırakılmış vaziyette gün be gün zehirlenmekte, içinden çıkılmaz girdaplara sokulmaktadırlar. Kurda emanet edilmiş kuzulardan farklı da değiller nihayetinde. Tarih boyunca; “Kenar-ı Dicle’de Bir Kurt Aşırsa Koyunu, Gelir de Adl-i İlahi Sorar Ömer’den Onu” düsturuyla hareket eden ümmetimiz kendi topraklarındaki kuzuların bile korunup kollandığı bir dönemden ciğerparelerinin kurtlara yem edildiği bir döneme geçmiş vaziyettedir. Maalesef ümmet olarak gençlerimize tam anlamıyla sahip çıkabilmiş değiliz. Bugün gençlerimize yol gösteren, onlara yol haritası çizenler bizler değiliz. Onların zihin ve gönül dünyalarında yer eden, rol model olmayı başaranlar yine bizler değiliz.

Herkesçe malum olan bu sorunun tasvirini uzunca tutmak istemiyorum. Zira bugün bu tarife uymayan çocuk ve gençlerin bulunmadığı bir hane neredeyse kalmadı. Yazık ki; bu vaziyeti yaşayarak tecrübe ediyoruz. Maksadım olumsuz, ümitsiz bir atmosfer oluşturup şevkleri kırmak değil. Öte yandan ciğerlerimizi yakan bu meselede bir teselli sebebi olmayı da hedeflemiyorum. İslami bir dert ile efkarlanıp kendimizi daha iyi Müslümanlar olarak hissedelim gibi bir amaç da taşımıyorum. Bilakis bu tutumun bize olumsuz yansımalarının olduğunu da şiddetle savunuyorum. Bu sebeple mezkûr sıkıntıları sürekli konuşmak yerine bunların çözümlerine odaklanmayı ve bunun için mücadele etmeyi daha Müslümanca görüyorum.

Evet, büyükler olarak kafa yormamız gereken meseleler var. Hem de üzerinde ciddi mesailer yapmamız gereken geçiştirilemeyecek mühim meseleler… Dünya artık hiç olmadığı kadar hızlı. Bildirim sesleri, akan videolar, trend olan fikirler, bitmeyen kıyaslar… Bir genç için bu çağ hem büyük imkanlar hem de ciddi imtihanlar barındırıyor. Böyle bir atmosferde “Müslüman bir genç” olmak ne demek? Sadece belli ibadetleri yapmak mı, yoksa bir duruş, bir kimlik, bir şuur mu? Müslüman gençliğin yol haritası nasıl olacak? Gençlerimizi tehlikelerden korumayı nasıl başaracağız? İslam’ı gençlerimizin gönüllerine tekrar nasıl koyacağız? Kuzularımızı kurtların elinden nasıl kurtaracağız?

Peşinen söyleyeyim ki; artık bu çağda çocuk yetiştirmek, genç bir delikanlıya ebeveyn olmak eskisi kadar kolay değil. Akşama kadar çalışıp eve geldiğinde sızıp kalan bir baba, zamanının çoğunu dışarıda geçiren ya da evde olsa bile ekranın başından ayrılmayan bir anne kesinlikle yeterli bir ebeveyn değildir. Gençlerimize yol göstermek istiyorsak öncelikle bunun pahalı bir bedelinin olduğunu, muazzam bir gayret göstermeden mümkün olmayacağını bilmemiz gerekiyor. Çocuğunun sıkıntılı durumlarından dert yanan bir ebeveyn onun kurtuluşu için gece kalkıp ellerini açıp yavrusu için dua etmiyor gözyaşı dökmüyorsa yeterince samimi değildir. İşine gücüne ayırdığı zamanın en az beşte birini çocuğuna ayırmayan baba, arkadaşlarına verdiği değerin yarısını çocuğuna vermeyen bir anne Allah katında ağır hesaplar verecek olan ebeveynlerdir. Mesailerden arta kalan kırıntı zamanlarla evlat yetiştirecek dönemde değiliz. Hele hele sokağa fütursuzca salarak çocuk büyütme döneminde hiç değiliz. İçinde bulunduğumuz durumu ciddiye almak zorundayız. Bu bakımdan gençler için bahsini ettiğimiz yol haritasının ilk durağında tam olarak bizler varız. Gençlerin içine düştüğü bataklık sureten sosyal medya, sigara, alkol, zina gibi gözükse de maalesef birçoğunun arkasında anne baba faciası yatmaktadır. Anne babası tarafından yeterince ilgi görmemiş, İslam ahlakının temellerini almamış bir genç nerede patlayacağı belli olmayan saatli bir bombadır. Bu savrulmayla her türlü cürme bulaşması mümkündür. Böylesi bir gence dışardan İslam aşısını vurmaya çalışmak imkânsız olmasa da tahmin edilenin ötesinde bir zorluğa sahiptir. Burada hayati öneme sahip olan şu hususu vurgulamak istiyorum. Bu hayatta bir anne babanın çocuğuna yapabileceği en büyük iyilik rabbin razı olduğu bir anne baba olmak; en büyük kötülük ise böyle bir ebeveyn olmaktan uzak durmaktır. Çocuklarımıza, gençlerimize vakit ayırmak ve dertleriyle hemhal olmak zorundayız. Bu ihtiyacı karşılamakla mükellef olan asıl muhataplar biz ebeveynleriz. Bir başkası değil. Dışarıdan edinilen abiler, ablalar ve hocalar ancak destek mahiyetinde bir şeyler yapabilirler. Tüm sorumluluğu onlara bırakmak kolaycılıktır.

İşin başının bu kolaycılıktan kurtulmak ve taşın altına eli değil gövdeyi koymak olduğunu ifade ettikten sonra asıl meseleye gelmek isterim. Evet asıl mesele bu derdi samimiyetle taşıyan büyükler olarak gençlerimizi nasıl yetiştireceğimiz onlara nasıl yön vereceğimiz hususudur. Bunun için de şu soruların zihnimizde makul cevaplar bulması gerekir:

Bu zamanın Müslüman genci nasıl olunur?

Müslüman genç hangi vasıfları taşımalı ve bu vasıfları nasıl kazanmalıdır?

Müslüman gençler tehlikelerden nasıl uzak tutulmalıdır?

Uzun uzun değerlendirilmesi gereken bu hususları detaylıca inceleme imkanımız olmadığından dolayı her genç için genel geçer bazı önemli noktaları ifade edelim.

1. Kimlik İnşası: “Ben Kimim?”

Gençlerimiz için bir yol haritası oluşturulacaksa önce “Ben Kimim?” sorusuyla başlamak icab eder. Çünkü dönemin afeti kimlik karmaşasıdır. Modern dünya, gençlere sürekli yeni kimlikler önermektedir: Tüketici, fenomen, kariyerist, hazcı birey, z kuşağı… Oysa Müslüman genç için temel kimlik, “Allah’ın kulu” olmaktır. Gençlerimizin birçoğu sözde değilse de özde burayı kaçırmaktadır. Onların arasında baş gösteren şu sıkıntılar hep kimlik krizinin eseridir:

Batıl fikir akımlarına kapılmak

Avrupa kültürünü taklit etmek

Tarihini ve kültürünü reddetmek

Beyhude şeylerin peşinden sürüklenmek

Gençlerimizin öz kimliklerini tekrar hatırlaması ve benimsemesi gerçekten mühimdir. Kimlik inşa sürecinde gençlerimiz şunları kavramış olmalıdırlar:

Bizler her şeyden önce kuluz. Bundan ötürü gücümüz kudretimiz sınırlıdır. Dünyaya gönderiliş amacımız da kulluktur. Gezmek, eğlenmek, başıboş dolaşmak değil…

Bizler Müslümanız. Bu sebeple her hususta Allah’a teslim olmak gibi bir gaye taşırız.

Bizim kendisiyle iftihar ettiğimiz ve devamıyla mükellef olduğumuz bir tarihimiz vardır.

Kökümüzden koptuğumuz zaman şeref kazanmayız; ancak değer kaybederiz. Bu şuurun oluşması için gençlerimizin okumaya ve tefekküre yönlendirilmesi elzemdir. Kitabını okuyan; dünü, bugünü, olayları ve hadiseleri aklı selim ile tefekkür eden bir genç süreçte yol kazaları yaşasa da özüne muhakkak dönecek ve anlam arayışını hayırlı bir noktada nihayete erdirecektir.

2. Yüzeysellikten Derinliğe: “İlimle Beslenmek”

İçinde bulunduğumuz çağ kırıntı bilgilerle ve basit sloganlarla yol alabileceğimiz bir çağ değildir. Müslüman gencin zihnini ve kalbini koruyabilmesi için yüzeysellikten kurtulup ilmi bir yetkinliğe kavuşması şarttır. Çünkü etrafını saran tehlikelerin bir kısmı fikri mecradadır.

Bugün özellikle gençlerimizi tehdit eden “deizm, ateizm, rasyonalizm, sekülerizm, İslam modernizmi” gibi akımlara karşı itikadımızı korumak ve inancımızı müdafaa etmek için esaslı bir okumaya, hakiki bir ilme ihtiyacımız vardır.

Günümüzde maalesef bilgi çok, fakat derinlik az. Kısa videolar, yüzeysel tartışmalar, slogan cümleler… Oysa Müslüman genç, köklü bir ilmi geleneğin mirasçısıdır.

Bugün şu sorular Müslüman genç için hayati önem taşımaktadır:

İnancımın delilleri nelerdir?

Şüphe geldiğinde bunu nasıl giderebilirim?

Sosyal medyada karşıma çıkan her iddiayı araştırıyor muyum?

Ne yazık ki; anne babası İslam yolunda koşturup da kendisi batıl davalarının müntesibi olan gençlerin sayısı artmaktadır. Bu sebeple Müslüman gencin Müslüman olarak yoluna devam edebilmesi için okuyan, hakikati araştıran bir kişilik olması şarttır.

3. Koruyucu Kalkan: “Allah Korkusu”

Yaşadığımız toplum İslami esaslarla yönetilen bir toplum olmadığından ötürü her türlü haram kolayca işlenme imkanına sahiptir. Bugün bir kişi belirli sınırlara uyarak her türlü günahı kolayca işleyebilir. Bunun önünde ciddi bir engel yoktur. Bu vaziyet gençler için çok daha ileri safhadadır. Zira kanunlar gençlerle haramların arasını ayıramadığı gibi ebeveynler de gençler üzerinde tesirli değiller. Günümüzde bir genç anne babasını atlatarak çok rahat bir şekilde sigara da içebilir, alkol veya uyuşturucu madde de kullanabilir, haram olan ilişkilere tevessül de edebilir. Anne babalar evlatlarıyla ilgili olsalar dahi bunların yaşanması muhtemeldir. Çünkü her daim çocuklarını gözetleme ve engel olma imkanları yoktur. O zaman bunun önüne geçmek için yapılması gereken nedir? El-cevap “Mehafetullah ve Muhabbetullah” Yani Allah korkusu ve sevgisi…

Büyükler olarak yapabileceğimiz en hayırlı şey gençlerimize bu iki duyguyu aşılamak olacaktır. Allah azze ve celle’ye derinden muhabbet besleyen ve O’nu razı etmeyi dert edinen bir genç ona engel olacak bir ebeveyn veya bir kanun olmasa da haramlardan uzak durmayı tercih edecek ve kimsenin olmadığı yerlerde bile nefsiyle mücadele edecektir

NETİCE

Özetle söylemek gerekirse; günümüzde Müslüman gencin yol haritası nasıl olmalıdır sorusuna gençler tarafından değil de onların etrafında bulunan yetişkinler tarafından cevaplar bulmaya çalıştık. Çünkü büyükler üzerlerindeki sorumluluğu tam anlamıyla kabullenip neleri nasıl yapmaları gerektiğini kavrasalar gençliğe dair belirsizliklerin ve sorunların büyük bir çoğunluğu ortadan kalkacaktır. Buna göre Müslümanca gençler yetiştirmek isteyen yetişkinler; gençlerinin kimlik arayışlarına ilaç olmak, onları kafi miktarda ilim ve kavrayışla donatmak için çabalamak, kalplerine Allah korkusunu yerleştirmekle mükellef iken; gençliğini Müslümanca yaşayıp arşın gölgesinde gölgelenmek isteyen gençler de kulluk bilinciyle başlayan, muhabbetullah ile devam eden, ilimle hedefe varan bir rotasyon çizmek zorundadırlar.


[1]. İbn Mace, Mukaddime, 43