Kapak Dosya – Ahmet İnal / 2026 Şubat / 159. Sayı

“Beni Allah azze ve celle rızası için kardeş bulamamaktan daha çok sıkıntıya sokan bir şey olmadı.” Bu sözler on iki asır öncesinde yaşamış büyük alim, zahid, mücahid Abdullah b. Mübarek’e ait sözlerdir. Kendisini yoran, belini büken bu dert aradan asırlar geçse de tüm kalabalıklığına rağmen ümmetimizi meşgul etmeye devam etmektedir. Gözüken o ki; ilerleyen zamanlarda da bu özelliğini koruyacak. Zira Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kıyamete kadar gelip geçecek tüm insanlık için bağlayıcılığı olan bir durumu bizlere haber vermiştir:

“İnsanlar develer gibidir. Yüz tanesi bir arada bulunur da binecek bir tane bile bulamayabilirsiniz.”[1]

Bugün ümmetimiz neredeyse dünya nüfusunun üçte birini teşkil etmektedir. Yaşadığımız topraklarda gencinden yaşlısına kendini İslam’a nispet eden milyonlarca kişi bulunmaktadır. Her şehirde onlarca hatta yüzlerce vakıf, dernek, cemaat bu din adına mücadele vermeye gayret etmektedir. Böyle bir ortamda sıkıntısı çekilecek en son dert Allah için bir kardeş bulmak olmalıyken durum bunun tam aksinedir. Gün geçtikçe Müslümanlarımız yalnızlaşmakta ve aralarındaki uhuvvet kaybolmaya yüz tutmaktadır.

Çünkü hız, tüketim ve bireysellik üzerine kurulu modern hayat, insan ilişkilerini yüzeyselleştirirken ortak aidiyet duygularını da zayıflatmaktadır. Bu durum, Müslüman toplumlarda da İslam kardeşliğinin gündelik hayatta hissedilirliğini azaltmaktadır. Bu nedenle durum daha da vahim bir hale dönüşmeden nefislerimizi hesaba çekmeli ve kardeşlik hususunda yanlış yaptığımız, şeytanın saptırmalarına kandığımız noktaları belirleyip halimizi ıslah etmek için gayret etmeliyiz.

Zira İslam kardeşliği Rabbimizin ihsan etmiş olduğu sayısız nimetlerdendir. Özellikle fısku fücurun alabildiğine yaygınlaştığı, değerlerin tamamen alt üst olduğu şöylesi bir süreçte Allah için yanımızda olan bir kardeş, ekmek ve su kadar hayati bir öneme sahiptir. Şeytan bu nimetin yok olması için pusuya yatmış bizlerin hata yapmasını beklemektedir. Müslümanların arasındaki kardeşlik bağını kökünden kesip atmak için de tüm gücüyle saldırmaktadır. Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“Şeytan, kıbleye dönen müminlerin artık kendisine ibadet etmesinden ümidini kesmiştir; fakat onları birbirine düşürmekte (hala ümitlidir).”[2]

Ancak ne var ki; Müslümanlar bu hususta şeytana çok iş bırakmayıp bindikleri dalları kendileri kesmişler, yaptıkları hatalarla meseleyi geri dönülmez bir hale getirmişlerdir. Ancak bu durum bizleri kardeşliğimizin tesisinde ümitsizliğe değil yaşananlardan ders çıkarmaya ve daha güçlü kardeşlikler için sağlam adımlar atmaya sevk etmelidir.

Gerekleri Olan Bir Kardeşlik…

İslam kardeşliği, sadece inanç düzeyinde kabul edilen bir ilke ya da sloganik bir söylem değil; davranışlara, ilişkilere ve toplumsal reflekslere yansıması gereken canlı bir değerdir. Kardeşliğin tesisi ve devamı için her ferdin ayrı ayrı bedeller ödemesi gerekir.

İslam kardeşliği her şeyden öte imani bir birlikteliktir; gücünü imandan alır, bekasını sevgi ve muhabbet ile sağlar.

Bu kardeşlik özü sözü doğru olan sadıkların harcıdır.

Fedakârlık kardeşliğimizin vazgeçilmezidir; kardeşimiz her daim nefsimizden önce gelecektir.

Biz kardeşimizin yardımında bulundukça Rabbimiz de bizim yardımımızda olacaktır.

Kardeşliğimizde fedakârlık kadar vefakarlık da önemlidir; önce vefayı öğreniriz ki kardeşimize karşı fedakâr olabilelim.

Müslüman kardeşimiz gariban da olsa bizim için en zengin, en güçlü gayri müslimden bile daha değerlidir.

1. Gündelik Hayatta Kardeşliği Somutlaştırmak

İslam kardeşliği büyük ideallerden önce küçük davranışlarda görünür hale gelir. Tanışmak, selam vermek, hal hatır sormak, hastayı ziyaret etmek ve dertle ilgilenmek kardeşliği canlı tutan temel pratiklerdir. Sevmek, saygı duymak ve bunu görünür bir hale getirmek yeterlidir.

2. Ahlaki İlkelere ve Kardeşlik Hukukuna Riayet Etmek

İslam kardeşliğinin sürdürülebilirliği, ahlaki ilkelere riayetle mümkündür. Gıybetten sakınma, suizan beslememe, affedicilik, tevazu ve fedakârlık gibi erdemler bağları güçlendirir. Haset, kibir ve öfke gibi nefsi hastalıklar ise kalplerin birbirinden uzaklaşmasına yol açar.

3. İhtilafları Tefrikaya Dönüştürmemek…

İslam kardeşliğini canlı tutmanın en zor ama en gerekli yönlerinden biri ihtilaf ahlakıdır. Görüş ayrılıkları kaçınılmazdır; sorun ihtilafın varlığı değil, nasıl yönetildiğidir. İslam ilim geleneğinde ihtilaf, belli usul ve adab çerçevesinde ele alınmış; farklı görüşler tekfir ve tahkir sebebi yapılmamıştır.

Netice…

İslam kardeşliğinin yeniden ihyası sadece duygusal söylemlerle değil; ilmi, ahlaki ve kurumsal çabalarla mümkündür. Müminler, bireysel sorumluluklarının farkında olarak bu değerleri hayata taşıdıklarında, İslam kardeşliği yaşanan bir hakikat haline gelecektir.


[1]. Buhari: Rikak, 35.

[2]. Müslim, Münafikun, 65